SAYIN BAŞBAKANIMIZA

2. AĞIR CEZA MAHKEMESİNDE 2007/339 ESAS NO İLE GÖRÜLEN
DAVADAKİ UYGULAMALAR HAKKINDA BİLGİLENDİRME

İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 2007/339 Esas nosu ile görülen davanın son celsesi 01.04.2008 tarihinde gerçekleşmiştir. Davada esas hakkında mütalaasını sunan savcı "sanıklardan Adnan Oktar'ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkları örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından CMK'nun 223/2 e- maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan AYRI AYRI BERAATLERİNE karar verilmesi kamu adına talep olunur' şeklinde mütalaa vermiştir. Yaklaşık 8 senedir devam eden davamızda meydana gelen hukuk ihlallerinden dolayı devletimizin yargı mercilerinden herhangi bir şikayetimiz yoktur. Tabi ki takdir yüce Türk Adaleti'nindir. Ve bizim adaletin tecelli edeceğine inancımız tamdır. Ancak bugün bizim yaşadıklarımızla yarın başka kişiler karşılaşabilirler. Bu sebeple bu bilgileri kamuoyuna açıklama gerekliliğini hissettik.

1.     2. Ağır Ceza Mahkemesinin tüm sanıklar için aldığı zamanaşımı kararını Yargıtay 8. Ceza Dairesi başkanlığı bozmuştur. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bu kararı bozmasındaki tek dayanak, emniyette baskı altında imzalatılan sahte ifadelerdir. 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı 29.02.08 tarihli celsede "Yasak usullerle alınan ifadeler delil olarak değerlendirilemeyeceği CMK'nun 148. maddede anlaşıldığından..." şeklinde belirterek emniyet ifadelerinin geçersizliğini kabul etmiştir. Ancak 1 celse sonra, kararını yalnızca geçersiz belgeler üzerine bina etmiş olan Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyma kararı almıştır.

2.     BAV mensupları hakkındaki mesnetsiz suçlamaları içeren polis ifadelerinin işkenceyle elde edildiği İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Fakültesi Anabilimdalı Başkanlığı'nın 7 ayrı adli tıp raporuyla belgelenmiştir. Söz konusu sahte tutanakları düzenleyen görevliler hakkında "işkence yapmak" suçundan 216 yıl hapis istemiyle dava açılmıştır ve bu dava halen sürmektedir. Ancak Mahkeme heyeti, savunma avukatlarının devam etmekte olan işkence davasının bekletici mesele yapılması taleplerini reddetmişlerdir.

3.     2. Ağır Ceza Mahkemesi, BAV davasının sözde iki müştekisi olan Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek'in iddialarını doğru bulmayarak aralarında Sayın Adnan Oktar'ın da bulunduğu tüm sanıkları kapsayacak şekilde BERAAT kararı vermiştir. Yine aynı mahkeme sözde örgütün yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan bir sanık hakkında tüm deliller ve iddianamede yönetici konumunda olan diğer sanıklara da yöneltilen tüm suçlamalar göz önünde bulundurularak BERAAT KARARI verilmiştir. Ancak buna rağmen süren davada Ebru Şimşek'in müdahilliği devam ettirilmiştir.

4.     Ebru Şimşek hakkında BAV mensuplarına iftira atmasından dolayı açılan 10 ayrı ceza davasından biri için Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2. Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazmış Ebru Şimşek'in bu davada müşteki olup olmadığını sormuştur. Mahkeme Başkanı bu soruya "Ebru Şimşek davamızda şikayetçiler arasında değildir" cevabını vermiştir. Bu durumda sanıkların hangi suçla yargılandığı, sanıklar hakkındaki şantaj iftiralarını kimin ortaya attığı, kimin vekilinin mahkemeye kabul edilip görüşlerinin sorulduğu belirsiz kaldığı şüphesi doğmuştur.

5.     Davamızda yargılanan bazı sanıklar için zamanaşımı süresinin dolma durumu unutulmuştur. Geçtiğimiz celsede sanıklardan birinin bu hususu hatırlatması üzerine, celseler arasına 3-4 aylık geniş zaman dilimleri koyan Mahkeme, bir sonraki celseyi alelacele 1 iş günü sonrasına ertelemiş ve sanıklardan savunmalarını istemiştir. Hiç şüphesiz 7 saat kadar kısa bir süre, bir kişinin savunmasını sunması için yeterli değildir.

6.     Savcılık makamı zamanaşımı süresi dolacak olan kişilerle daha zamanaşımı dolmasına 2 yıl olan kişilerin davalarının ayrılması ve diğer sanıkların savunmaları için süre tanınması konusunda mütalaa vermiş, ancak bu talep kabul edilmemiştir.

7.     Yargıtayın zamanaşımı bozma kararı aleyhte olduğu için tüm sanıklara, mahkemenin karara uyması veya direnmesi konusundaki kanaatleri sorulması gerekirken, yurtiçi ve yurtdışında olan 4 sanığa bu hak tanınmadan karar aşamasına gelinmiştir.

8.     Son celsede müdafiiler müvekkillerin savunmasının hangi madde kapsamında alınacağının mahkemece belirlenmesini talep etmişlerdir. Yargılanan bir kişinin hangi madde üzerinden yargılandığını bilmesi en doğal hakkıdır. Ancak bu "talep hakkında karar verilmesine yer olmadığı" hükmüne varılmıştır.

9.     Bunun üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bozma kararındaki iddiaları açıklamak ve suçsuz olunduğunu ispat etme talebi geri çevrilmiştir.

10. Söz konusu davada Timur Ayan isimli kişi sözde örgütün yöneticisi konumunda yargılanırken, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin verdiği zamanaşımını bozma kararından sonra, ismi bir daha herhangi bir dava tutanağında geçmemiştir. Böyle bir sanığın yargılandığı, tam anlamıyla unutulmuş, ve herhangi bir düzeltme yapılmamıştır.

Mahkemenin Yargıtay kararı için "Yargıtay bir kere böyle bir karar verdi, hatalı da olsa benim buna itiraz etmem uygun olmaz" şeklinde hareket etmesi doğru olmayacaktır. Hiç şüphesiz Yargıtay hakimleri de verdikleri kararlarda hata yapabilir. Yerel Mahkemeler Yargıtayın verdiği bu hatalı kararları düzeltme yetkisindedir. Günde en az 2500 davaya bakan Yargıtay üyeleri belki de bu davayı inceleyebilmek için sadece 10-15 dakika gibi kısa bir süre ayırmış olabilir. Dava dosyamızın 80 klasöre ulaştığı düşünülürse, bu kadar dosyayı bu kadar kısıtlı bir zamanda doğru bir şekilde inceleme olanağı bulamamıştır. Ayrıca Yargıtay üyeleri emniyette sanıkların baskı altında imzaladıkları ifadeleri belki de avukatların nezaretinde verdiklerini düşünmüşlerdir. Savcılıkta ve mahkeme huzurunda bu ifadelerin hukuki olarak hiçbir geçerliliği olmadığını anlattığımızı ve bunları ispat ettiğimizi bilmiyor olabilirler. Bu sebeple hukuki olarak hatalı bir karar verilmiştir. Ancak bugüne kadar binlerce kere yerel mahkemeler Yargıtayın verdiği hatalı kararları düzeltmiştir. Bizim davamızda da bu hatanın düzeltilmesi önemlidir.
Ancak mahkeme başkanının bir çok yerde sanıklar hakkında ceza vereceğini anlattığına dair duyumlar aldık. Neticede takdir mahkemenindir. Biz her sonuca saygı duyuyoruz. Ancak mahkeme hukukun üstünlüğünün korunması konusunda cesur olmalıdır. Aksi bir durum ülkedeki adalet sisteminin bozulmasına neden olur ki bu bozuk sistem yargı mensubu da olsa mutlaka bir gün o kişinin kendi hayatını, kendi evlatlarının, ailesinin hayatını da olumsuz yönde etkileyebilir.

 

Sedat  Altan


Bilim Araştırma Vakfı Başkanı

 

 

 

Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail