KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-2
ANKARA

Bilim Araştırma Vakfı, İstanbul'dan sonra Ankara'da da "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" konferansı düzenledi. Milli birliğimizin güçlenmesi ve Kıbrıs davasının kahraman önderi Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'a destek vermek amacında olan bu konferansa bakanlar, milletvekilleri, generaller, büyükelçiler ve Türk bürokrasisinin yüksek kademelerinde bulunmuş kıymetli isimler katıldı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Doç. Dr. Abdülatif Şener, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Ulaştırma Bakanı Bilal Yıldırım, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Gülen, Orman Bakanı Osman Pepe, Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış, Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Çevre Bakanı İmdat Sütlüoğlu, Kültür Bakanı Hüseyin Çevik, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu, Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, Tarım ve Köy İşleri Bakanı Sami Güçlü, konferansa yolladıkları mesajlarla bu konudaki iyi temennilerini sundular.

BBP Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Başkanı Mustafa Başoğlu da konferansa Kıbrıs davasını destekleyici mahiyette birer telgraf gönderdiler.


İçerisinde bulunduğu ağır mesai şartları nedeniyle gelemeyen Rauf Denktaş ise şu mesajı göndermişti:

Anavatan Türkiye ile birlikte bugüne kadar sürdürmekte olduğumuz Ulusal Kıbrıs davamız, en kritik aşamalarından geçmektedir. Öyle ki bugüne kadar elde ettiğimiz en temel hak ve çıkarlarımız, Kıbrıs Türk halkının iradesi dışında hazırlanan planlarla eritilmek istenmektedir. Görüşme masasında verdiğimiz mücadele, bu haklarımızı komşularımıza ve dünyaya da anlatmak ve kabul ettirmektir.

Ne yazık ki Rum komşularımız hala kendilerini Kıbrıs'ın sahibi görmekte ve çözüm arayışlarını tek taraflı olarak gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanı arkasına saklanarak savunmaktadırlar. Ortaya koyduğumuz tüm tekliflerimizin reddedilmesi, bütün adaya hakim olma iştahını sürdürmelerinden başka bir şey değildir. Halbuki Kıbrıs Türk'ü nelerin üzerinde durmaktadır: Egemenlik, iki devletlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğü gibi konular olmazsa olmazlarımızdır. İngiliz ve Amerikan iş birliği ile dayatılmak istenen planda ise bu hayati unsurlarımız sulandırılmaktadır.

Bunun ötesinde, uygar ve adalete dayanan bir çözüm arayışının dışında toprak tavizleri istenerek ve içimize azımsanamayacak sayıda Rum nüfusu eklenerek Kıbrıs Türkü'nün kendi kendisini dağıtması planlanmaktadır. Bu toplantınız aracılığıyla bir kez daha vurgulamak isterim ki, Kıbrıs Türk halkı egemenlik, siyasi eşitlik, iki devletlilik anlayışı üzerine titremektedir. Çünkü bütün bunlar, top yekun yok edilmek istenen bir halkın direnişi sonucunda elde edilmiş ve bu haklar Kıbrıs Türk halkına ana sütü gibi helal olan haklar olarak daima savunulmuştur. Toprak ve göçmenler konusunda duyarlıyız, çünkü istenen toprak parçaları ve yerinden edilmesi öngörülen nüfus sayısına paralel olarak içimize aktarılacak Rum nüfusu ise Kıbrıs Türkü'nün toplumsal kimliğini berhava edilmeye yönelmiş hedeflerdendir.

Elbette ki amacımız Kıbrıs'ta huzur içinde, barış içinde bir çözüm ortamını sağlamak ve bunu yaşatmaktır. Ne var ki her barış, barışı getirmeyebilir. Her çözüm, istenilen sonucu doğurmayabilir. Bizim arzuladığımız barış ve çözüm, her iki halkın siyasi iradesine, eşitliğine, egemenliğine, kendi geleceğini belirleme hakkına saygılı, sarsılmaz bir barış ve çözümdür. Birbirine düşman olmayan, iyi komşuluk ilişkilerini ve ortak bir devlet anlayışını yaşatmak isteyen halklar ancak bunlara saygılı olursa birarada iş birliği içerisinde yaşayabilirler.

İşte bu düşüncelerle BAV'ın "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" adı altında düzenlediği bu toplantının Kıbrıs'ta sürdürülen görüşmelere ışık tutmasını temenni eder, toplantınızın başarılı geçmesini diler, bütün katılımcılara saygılarımı sunarım.

Rauf Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı


Bu konferansta söz alan sayın konuşmacıların sunuşlarının bazı bölümleri, aşağıda aktarılmaktadır:

Dr. Halil Şimşek (Emekli General): Kıbrıs adası, tarih boyunca Doğu Akdeniz'i kontrol etmek isteyen devletlerin hedefi olmuştur. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal, güneyde yapılan bir askeri tatbikat esnasında etrafında bulunan subaylara "Türkiye'nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim, ikmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir" diye bir soru sorar. Birçok görüş ve düşünceleri ileri süren subayları sabırla dinler. Hepsini dinledikten sonra elini haritaya uzatır ve Kıbrıs'ı işaret ederek "Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz, bu ada bizim için önemlidir" der.


Dr. Halil Şimşek

Kıbrıs bugün de bu stratejik öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir. Üstelik stratejik önemi daha çok artmıştır. Çünkü Kıbrıs; İskenderun Körfezi, petrol terminali, Anadolu'nun güney sahilleri, Suriye, Lübnan, Mısır, Süveyş Kanalı dahil Ortadoğu ve Ön Asya'yı kontrol edecek hava, deniz kuvvetleri imkan ve kabiliyetleri ile elektronik dinleme, istihbarat ve kara harekatları için adeta bir yığınak ve üs bölgesidir. adada konuşlanan uçak güdümlü füze ve uzun menzilli balistik füzelerle Ortadoğu, Basra Körfezi, Kızıldeniz, Afrika boynuzu, Doğu Akdeniz, Ege ve Anadolu'nun tamamı, Kıbrıs'ın etki-tepki ve ilgi alanı içindedir.

Kıbrıs adası halen Türkiye için bir ileri karakoldur. Geleceği meçhul Kıbrıs Cumhuriyeti yeniden kurulursa, Anadolu yarımadasının savunması güçleşir. Türkiye'nin savunması kendi kıyılarına çekilir. Bu durum, Türkiye'nin yeni savunma imkan ve kabiliyetleri kazanması için ek tedbirlerin alınmasını gerektirir. Bu da yurttaşlara ilave vergi demektir.

Ekonomik açıdan, Ortadoğu pazarına girmek için, Kıbrıs adası bir ara istasyondur. Politik ve psikolojik açıdan tüm bölge ülkeleri için ada çok önemlidir. Kıbrıs adası Türkiye'nin ileriye uzanmış koludur.


İsmet Kotak (Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı ve Dünya Basın Konseyleri Birliği Yürütme Kurulu üyesi): Annan Planı, yeni bir Sevr örneğidir. Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu açacak bir plan değildir. Aksine Kıbrıs'tan et koparmak için yapılmış olan büyük senaryonun birinci uygulamasıdır. Bunda başarılı olurlarsa geriye kalan konular ve ödünler bunun arkasından gelecektir. Kıbrıs'ta bugün cereyan etmekte olan olaylar, 3 Kasım'dan önce Türkiye'de sahnelenen oyunun devamıdır.


İsmet Kotak

3 Kasım seçiminden sonra bir bakıyorsunuz, Kıbrıs'tan başını kaldıran ve Moskova-Brüksel eksenine girmiş olanlar neredeyse bize diyorlar ki: "İşte anavatandakiler size mesaj veriyorlar: 'Annan Planı'nı kabul et, Türk Ordusu dışarı çıksın, kuzeye. Önemli değil bir harita verdiniz, 5 harita daha veriniz. Ama Papadopulos başkanlığını kabul ediniz'" Niçin? Günter Verheugen mesajını vermiş, Türkiye farkında değil! 2020 yılına kadar biz Türkiye'yi AB'ye alamayız, diyor. Ama bir yerlerde bu unutuluyor, deniliyor ki "Kıbrıs bizim önümüzde engel değildir. Kıbrıs'ı da verseniz, İzmir'i de verseniz Türkiye AB'ye alınmayacaktır."

Kıbrıs olayında son derece çarpıcı gerçekler olduğu meydana çıktı. Bunu açıklayan, şimdiki Ticaret ve Sanayi Bakanı Nikos Prolannis eskiden Kipriyanu döneminde Dışişleri Bakanıydı. Bu adam gerçekleri açıklamakla ünlüdür. Hatta, "Türklerle Rumları biraraya getirirseniz herhalde bir ay içinde Kıbrıs kan gölüne döner" diyen adamdır. Ama bu adam kendi görevini yaptı, Mısır'la bir anlaşma imzaladı. Güney Kıbrıs'la Mısır arasında yaptığı anlaşma petrol araştırması anlaşmasıdır. Harita buradadır, en zengin petrol kaynakları Türkiye ile Kıbrıs arasındadır. Kuzey KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında zengin petrol kaynakları var. Kuzeyde Mısır'ın ne işi var, ama harita meydanda, kendi gazetelerinde dün yayınlandı. Ve Kıbrıs'ı çepeçevre saran alanlarda yedi ülke ile anlaşma yaptılar, buna İsrail de dahildir. Türkiye ile yakın dost olduğunu söyleyen İsrail, Suriye hepsi dahildir. Ve "bir tek Türkiye ile de imzalamadık" diyor, işine geliyor zaten. Tavsiye ederim, İsrail'de çıkmıştır bu bir gün önce. Bu olayın ana şeklini aydınlatır. Yani AB, İngiliz üstlerinin orada kalmasını istiyor. İngiliz, Amerikan ve Batı dünyasının üsleri olacaktır. Yüzen bir gemidir. Ortadoğu'ya en iyi müdahale edilebilecek yer Kıbrıs'tır.


İkinci olay Türkiye'yi çıkaracaklar, KKTC'yi ortadan kaldıracaklar, bizi azınlık olarak bu Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yama edecekler ve Türkiye'nin güneyi dahil her tarafta petrol kaynakları AB'ye akacaktır.

Sizleri çeşitli konuların belirli noktalarına değinmek suretiyle bilgilendirmek istedim. Benim Annan Planı'nı burada didik didik etme niyetim yok, çünkü bana göre bir Sevr taslağıdır. Ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine düşen, TBMM'ye düşen, Milli Güvenlik Kurulu'na düşen görev, bunu elinin tersiyle itmek, hiçbir şekilde müzakere edilmeyeceğini belirtmektir. Ve Türk Üniversiteleri'nin son derece seçkin öğretim görevlileri, araştırma görevlileri de TBMM çatısı altında yaptığımız konuşmalarda da "28 Şubat'tan önce bunu reddediniz" demiştir.

Kıbrıs'ta bundan sonra ne olur? İlk defa Türkiye'den ve Kıbrıs'tan çok gerçekçi, realist bir plan ortaya dökülmüştür. Türkiye Kıbrıs'ı tanıdığına göre, mevcut sınırlarını tanıyor, koruyacaktır. Bağımsız KKTC bu konumunu korurken, onlar AB ile birleşirken KKTC bir Singapur örneği olmak üzere, serbest bölge olarak bütün dünyaya açılacaktır. Yani bu, Türkiye'nin dünyaya açılan penceresi haline getirilecektir. Yani, "al ver" ters dönmüş olacaktır. Akıllı bir politika uygulamak istiyorsak tek seçenek budur. Müzakerelerden vazgeçmek, KKTC'nin önünü açmak ve dünya ile bütünleşmesini sağlamaktır.


Mehmet Emin Aga (İskeçe Müftüsü): Biz eskiden "Türk'ün Türk'ten başka dostu yok" derdik. Şimdi "Türk'ün Türk'ten düşmanı yok" diyoruz. Anavatan bizi Batı Trakya'da bırakmış, uluslararası Lozan anlaşması ile bize haklar tanınmış. Bizim bu haklarımızın hepsi çiğnendi, çiğneniyor, Avrupa Birliği'ne girdikten sonra daha da fazla çiğneniyor. Siz de Avrupa Birliği'ne girmek istiyorsunuz ama Avrupalılar almaz sizi. Bu bir Haçlı zihniyetidir. Onlar Türk'ün ne olduğunu sizden bizden çok iyi bilir.


Yunanistan bugüne kadar Avrupa Birliği'nden 50 milyar Euro aldı. Biz Batı Trakya'da Yunanistan'ın %1.5'luk nüfusunu oluşturuyoruz. Bize en azından 500 milyon Euro düşüyordu ama bize 5 bin Euro bile verilmedi. Yani Avrupa Birliği'ne girmişsiniz girmemişsiniz, değişen bir şey yok. Siz neyi istiyorsunuz, neyi verecekler size? Onun için kendi kendimizi kandırmayalım. Kandırmak için uğraşanlar çok var.

Sizin elinizde dünyanın en güçlü Silahlı Kuvvetleri var, Mehmetçik var. Şimdi Kıbrıs'tan bahsediyoruz. Kıbrıs Türkiye için çok önemli, stratejik bir yer. Yunanlılar biliyor ki Kıbrıs'ı ele geçirirlerse, bundan sonra Türkiye'ye karşı olan fikirlerini daha kolay gerçekleştirirler. Cenab-ı Allah, Atatürk'ten bir cumhuriyet kurdu ve bu cumhuriyet sayesinde siz de yaşıyorsunuz, biz de orada size güvenerek yaşıyoruz. Onun için kendimize gelelim. Kendimizi düzeltmeye bakalım.

Fuat Veziroğlu (KKTC Sanayi ve Ticaret Eski Bakanı): Annan Belgesi, BM belgesi olduğu için BM'nin otoritesini taşıyor, şeklinde bir iddia var. Bu iddia tamamen uydurmadan ibarettir. Çünkü eğer BM'nin 150 üyesi varsa 147 tanesinin bu belgenin hazırlanmasında herhangi bir rolü olmadığı gibi, haberi dahi olmuş değildir. Bu belge, Kıbrıs Rum kesiminin önde gelen politik liderlerinden Dr. Vasos Lyssarides'in yakın geçmişte açıkladığı gibi, İngiliz diplomatı David Hally, Amerikan diplomatı Thomas Vession ve Rum Başsavcısı Alekos Markidis tarafından müştereken hazırlanmıştır. Amerikan ve İngiliz emperyalizminin çıkarlarına, Rum ve Yunan çıkarlarına göre hazırlanmış ve Türk çıkarları tamamen törpülenmiştir, yok edilmiştir. Kıbrıs Türkü'nü kısa sürede eritecek, Kıbrıs adasını Helenleştirecek ve Türkiye'den kopartacak, Türkiye'nin garantörlük hakkını da tamamen ortadan kaldıracak biçimde hazırlanmış bir belgedir.


Fuat Veziroğlu

Nitekim üç gün önce Lazaros Mavros adında bir Rum gazeteci bir ifşaatta bulunmuştur. Lazaros Mavros adı bazılarımıza yabancı gelmeyebilir, çünkü Abdullah Öcalan Kenya'da yakalandığı zaman cebinden bu adam adına, Lazaros Mavros adına düzenlenmiş sahte bir Rum pasaportu çıkmıştı. Açıklamayı yapan, bu Rum gazetecidir. Kendisi aynı zamanda Güney Kıbrıs'ta PKK ile dayanışma komitesinin de başkanıdır. Bu ifşaata göre Rum yönetiminin eski başkanı Yorgo Vasiliu ki aynı zamanda şimdiki başkan Klerides'in de en yakın mesai arkadaşıdır, iktidarın küçük ortağıdır, Klerides kabinesinde bakanları vardır, aynı zamanda beş yıldan beri Rum yönetimiyle Avrupa Birliği arasında yürütülmekte olan müzakereler süresince de Rum heyeti başkanıdır. Eski Rum Yönetimi Başkanı Vasiliu. Bu Rum gazeteci üç gün önce, Yorgo Vasiliu'nun Annan Planı'nın mimarı olan David Hally'nin bir iş ortağı olduğunu ve müşterek iki şirketleri bulunduğunu ifşaa etmiştir. Bir şirket Kıbrıs'ta, bir şirket Londra'da.

Şimdi öyle anlaşılıyor ki bu Annan belgesi, şirket ofislerde emperyalizmin çıkarları doğrultusunda ve emperyalistlerin özel çıkarları doğrultusunda hazırlanmış ve bizim için, az önce konuşan arkadaşımızın da belirttiği gibi, bir Sevr muayedesi niteliğinde olan bir belgedir. Filistin'de kan gövdeyi götürüyor. Çeçenistan da öyle, Müslüman Keşmir halkı emperyalist Hindistan'ın işgali altında, her ikisi de AB üyesi olan İngiltere ve İspanya arasında üç yüz seneden beri devam eden bir Cibraltar meselesi var. Bir de İrlanda meselesi var. İngiltere AB'nin önde gelen üyelerinden biridir. Ve bu, tabir-i caizse, Annan belgesi denen tuzağı tasarlayan ülkedir.

Kendisi İrlanda'nın bir toprak parçasını hala işgalinde tutmakta, o sorunu çözmüyor, ama kan akmayan Kıbrıs'a ansızın bir Annan belgesi empoze etmek istiyor. Neden? Çünkü Rauf Denktaş hastanede yatıyordu. Ankara'da hükümet değişikliği olacaktı. Bu boşluktan yararlanmak istediler. Belki kısmen doğrudur fakat yararlanmak istedikleri esas boşluk, zayıf bir dönemi yaşamakta olduğumuzu sanmalarından kaynaklanmaktadır.

Biz Türk bayrağının kendisini değil, kitaplarda resmini görerek büyüdük. 1958 yılında Enosis'i önlemek için merhum Adnan Menderes ve Fatih Rüştü'nün de yardımıyla ve bize bazı subayları göndermeleri sayesinde kurmuş olduğumuz Türk Mukavemet Teşkilatı saflarından, sıradan bir genç adam olarak 1959 Temmuzu'nda Ankara'ya gelip de subaylarımız tarafından Ayaş dağlarındaki izbe bir askeri kampta silah eğitiminden geçirilmemizin üstünden 45 sene geçmiş bulunmaktadır. Kendimizi bu davanın içinde bulduğumuz zaman 16 yaşında bir lise çocuğuyduk. Ve her gün Türklere hakaret eden İngiliz öğretmenlere yaptığımız bir isyan nedeniyle okuldan tard edilmiş insanlarız. Şimdi o zamandan beri Türk olmanın ve Türk kalmanın kavgasını vermekteyiz. Ve bunu sadece İngiliz'e, Yunan'a, Amerika ve AB'ye karşı değil, içteki gafillere karşı da vermekteyiz ve vermeye devam etmekteyiz.



Sabahattin İsmail (KKTC Cumhurbaşkanı Danışmanı): Kofi Annan Planı'nın gerçek amacı, gerçek hedefi, KKTC'yi ortadan kaldırmaktır. Kıbrıs'ı Türkiye'den koparmaktır. Annan Planı'na bu açıdan bakmazsak o zaman hukuki detaylar içerisinde zaman kaybetmek, boğulmak mümkündür. Ve bize, şimdi olduğu gibi, "bakın ikinci planı getirdik, üçüncü planı, dördüncü planı getirdik. Şurası iyileştirildi, şu kadar köyü size bıraktık ve haritayı şöyle çizdik, kabul edin" diyebilirler. Bu planın esas felsefesini gözden kaçırırsak bu şekildeki yaklaşımlar konusunda çaresizlik içerisinde kalabiliriz. "Bakın iyileştirdiler, kabul edelim o zaman" diyebilirler, zaten diyorlar, KKTC'de bir kesim bunu diyor.

Bizim burada bakmamız gereken husus, bu plan neye ulaşmak istiyor? Bu plan Kıbrıs'ı Türkiye'den koparmak istiyor. Kıbrıs'taki Türk varlığını sona erdirmek istiyor. Ve bunun birinci yolu olarak da KKTC'yi ortadan kaldırmayı hedefliyor. Çünkü KKTC var olduğu sürece, bağımsız, egemen, demokratik bir cumhuriyet olarak var olduğu sürece, KKTC'yi Türkiye'den koparmak mümkün değildir. Kıbrıs'ta Türk varlığını yok etmek mümkün değildir. Kıbrıs'ta Türk kültürünü yok etmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu planda KKTC yoktur.


Bu planda Kıbrıs, parça devlet statüsüne indirilmektedir. Ve plana göre Kuzey Kıbrıs bir eyalettir. Gerek Klerides gerekse Yunan yetkilileri bunu açıklıkla ortaya koymuşlardır. Bu anlaşmalar sonunda sınırları idari anlamda çizilmiş, kağıt üzerinde çizilmiş olan, fiilen ortadan kalkmış olan bir eyalet ortaya çıkacaktır ve iki eyaletten yani kuzey eyaletinden, güney eyaletinden veya Türk eyaletiyle Rum eyaletinden oluşan bir üniter devlet ortaya çıkacaktır. Ve bunun anlamı da %80 Rum, %20 Türklerden oluşan bir üniter devlet ve yine bunun devamı olarak %80 çoğunluğun ekonomik üstünlüğe dayanarak, demografik üstünlüğe dayanarak dış dünyadan aldığımız desteklere dayanarak kısa süre içinde Kıbrıs'taki Türk varlığını ortadan kaldırmaktır.

Şimdi bu Kıbrıslılık ideolojisi ile ilgili olarak günümüzde nasıl bir çalışma yapılıyor bununla ilgili birtakım örnekler vermek istiyorum. Az önce sayın Fuat Veziroğlu da vurguladı, 1990 yılına kadar, Sovyetler Birliği çökene kadar, bugün iş birlikçi, "mandacı" veya "teslimiyetçi" diye nitelediğimiz ve demokratik cumhuriyete, bağımsız cumhuriyete karşı çıkan sol kesim, Sovyetler Birliği'nin güdümünde bir politika izlemekteydi. Ve bütün kadrolarını Sovyetler Birliği eğitmişti. Sovyetler Birliği çöktükten sonra KGB'nin yayınlanan arşivlerinde bugün Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin başında bulunan ve ona bağlı sendikalarla diğer sivil toplum örgütlerinin yönetiminde olan birçok kişinin Sovyetler Birliği Komünist Partisi tarafından belli periyodlarla Moskova'ya götürüldükleri orada parti okulunda eğitildikleri açıklanmıştır. İsim isim hangi kişi hangi eğitimden geçirilmiştir, kimisi istihbarat eğitiminden kimisi liderlik eğitiminden geçirilmiştir. İsim isim bunlar yayınlanmıştır ve bu yayınlar, bu belgeler Milliyet gazetesinde yayınlanmıştır, 1994 yılında yanılmıyorsam.

Bugün de Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik büyük bir psikolojik harekat uygulanmaktadır. Bu psikolojik harekatın ana teması, Türkiyeli - Kıbrıslı ayrımını oluşturmaktadır. Bunun için de kullandıkları tema Kıbrıslılık ideolojisidir: "Türkiye ile Kıbrıslı Türkler iki ayrı halktır. Kıbrıslı Türkler aslında Türk değildir, Osmanlı döneminde Rumlardan devşirme, kökü Rum olan kişilerdir. Ve Türkiye'den ayrı bir millettir. Dolayısıyla Türkiye'yi bir tarafa itin, Türkiye'nin çıkarları sizi ilgilendirmesin, Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde elde ettiği hak ve çıkarlar sizi ilgilendirmesin. Türkiye AB'ye girip girmemesi sizi ilgilendirmesin. Siz Rumlarla birleşerek AB'ye girmeye bakın. Ve oradan elde edeceğiniz ekonomik çıkarları düşünün"


Tabii burada son söz olarak söyleyeyim, burada KKTC halkı, bu devleti kuran halk, kesinlikle birtakım ekonomik çıkarlar karşılığında kurduğu devletten vazgeçecek diye bir şey söz konusu olamaz. Bu eğer zaten söz konusu olsaydı üç aydır yapılan bütün bu baskılar karşısında yenilir, teslim olur ve bu devletten vazgeçerdi. Aslında büyük bir ayıptır yapılan. Bize söylenen KKTC için, "tarihe şaka olsun diye ilan edildi, bir pazarlık olsun diye ilan edildi." Hiçbir halk dünyada kendi kurduğu devletten vazgeçmemiştir, kendi devletini yıkmamıştır ama "siz bu devleti yıkın" denmektedir. Ve böyle bir şeyin söz konusu olamayacağı, böyle bir şeyin kabul edilmeyeceği açıktır. Çok çok özet olarak bu kadar söylemek ile yetinmiş olayım.

Tarkan Yavaş (BAV Başkanı): Kıbrıs Türk halkının verdiği mücadeleyi, öncelikle belki de bu konuda en selahiyetli kişi olan ve onun burada gerçekten çok güzel bir şekilde temsilciliğini yapan sayın konuşmacıları ve diğer tüm Kıbrıs Türk kahraman mücahitleri burada, huzurunuzda, sevgi ve saygıyla anıyorum. Ve teşekkürlerimi bildiriyorum. Bizim, "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" adlı konferansı düzenlerken niyetimiz, gerçekten bu Kıbrıs sorununa, Kıbrıs konusunda bir çözüm ortaya koymaktı. Tabii ki çözüm bulmadan önce burada yapılması gereken, problemi en iyi şekilde ortaya koymaktı. Biz de problemi ortaya en iyi şekilde koymak için öncelikle Sayın Rauf Denktaş'ın bize yolladığı mektuptan esinlendik.


Sayın Rauf Denktaş mektubunda bize şunu bildiriyor. "Ne yazık ki Rum komşularımız hala kendilerini Kıbrıs'ın sahibi gibi görmekte ve çözüm arayışlarını tek taraflı olarak gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanının arkasına saklanarak aramaktadırlar. Ortaya koyduğumuz tüm önerilerimizin reddedilmesi tüm adaya hakim olma iştahını sürdürmek istemelerinden başka bir şey değildir".

Bizce problemin kaynağı burada yatıyor. Kıbrıs Rum kesimi, kendi düşüncesinde adaya tek başına sahip olmak amacında olduğu için hangi çözümü getirilirse getirilsin, hangi plan ortaya konursa konsun, her zaman sonuna kadar adadaki Türk kimliğini yok sayana, yok edene kadar bu amacından vazgeçmeyecektir.

Yapılan mitinglere bakıldığında bu mitingleri düzenleyenlerin, "barış ve çözüm" gibi kelimelerin arkasına sığınılarak ortaya atılan iddialarda her zaman aşırı sol fraksiyonların yer aldığını görüyoruz.

Benden önceki konuşmacılar da gayet iyi açıkladılar ki, bu aşırı sol fraksiyonlar Güney Kıbrıs Rum kesiminde yer alan komünist AKEL partisinin de bir devamı olarak adada faaliyet göstermektedirler. Bunlar enternasyonalizm çatısı altında Rumlarla birleşme sevdasıyla kendi milli kimliklerini unutan insanlardır. Bu sebeple, bilerek veya bilmeyerek, boş vaatler arkasında koşarak çok büyük bir hata yapıyorlar. Ve bunu da sapkın bir ideolojiye dayandırarak yapıyorlar. Bu ideolojinin temellerine baktığımızda materyalist felsefeyi görüyoruz.

Materyalist felsefe, tamamen dünyayı maddecilik üstüne kuran, her türlü manevi değerden yoksun bırakan bir tür batıl inanıştır.

Sadece komünizme sebep olmakla kalmayan, insanların dünya görüşlerini etkileyen, buna bağlı olarak ahlak, din, vatan sevgisi, aile, bayrak, vatan gibi her türlü kutsal kavramı reddeden ve sadece kendi menfaatleri doğrultusunda, şahsi çıkarları doğrultusunda yaşayan, dünyayı sadece bir çıkar bir eğlence yeri gibi gören insanların yetişmesine aracı olan bir felsefedir. Sapkın bir felsefedir. Bu felsefe hem şuursuz nesillerin yetişmesine hem de komünizm gibi zararlı akımların gelişmesine sebep olur.

Bu ideoloji sadece KKTC için değil, anavatanımız Türkiye için de tehlike arz etmektedir. Nitekim Güneydoğumuzda faaliyet gösteren terör örgütünün de siyasi doktrini, bu sapkın ideolojiye dayanır. Biraz önce Sayın Fuat Veziroğlu, bu terör örgütünün lideriyle Güney Kıbrıs kesiminde yer alan insanların bağlantısını da açıkça ortaya koymuştur. Dolayısıyla burada yapılması gereken, bu sapkın ideolojinin ve dayandığı felsefenin fikri planda çürütülmesi ve bu fikri mücadelenin çok geniş kapsamlı bir biçimde yürütülmesidir.


Bu fikri mücadelenin içeriğine de kısaca değinmek istiyorum. Materyalist felsefenin özünde, bunu destekleyen ve sözde bilimsel temelini oluşturan Darwinizm yer almaktadır. BAV, işte bu nedenle bu yanlış teorinin çürütülmesine büyük önem vermekte, bu vesileyle insanları inançsızlığa ve ikinci aşamada da kimliksizliğe iten akımın önünü kesmeyi hedeflemektedir.

Sonuç olarak sözlerimi bağlarken Kıbrıs konusunun tüm Türklüğün davası olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu ise ne Batı'yı ne de Rumları tedirgin etmemelidir. Çünkü adadaki egemen Türk varlığı, barışın da varlığı anlamına gelmektedir. Müslüman Türk Milleti gerçekten tarihiyle, kültürüyle, bulunduğu, yaşadığı coğrafyasıyla dünyaya nizam vermiş, bundan sonra da nizam verecek bir millettir. Verdiği nizamda her zaman herkesin hakkını korumuş, başkalarının, farklı dil ve ırktaki insanların da hakkını koruyarak adaleti tecelli ettirmiş bir millettir. Biz BAV olarak yine o huzur ve barış dolu günlere döneceğimize ve yeryüzünde adaletin ve ahlakın egemen olacağına tüm kalbimizle inanıyoruz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.


Agah Oktay Güner

Agah Oktay Güner: Biz de genç başkana çok teşekkür ediyoruz. Divana ulaşan bir teklife göre bu gün Ankara'da toplanmış olan üniversite mensubu parlamento üyesi eski bakan, iş adamı, asker, sivil ve bürokratlarca sayın Rauf Denktaş'a bir bağlılık telgrafı çekilmelidir. Bunu sayın Başkan'dan rica ediyorum. Herhalde herkes de bu karara katılıyor değil mi efendim?

Ben de bir iki kelime söyleyeyim. Pakistan'a Ticaret Bakanı sıfatıyla gittiğim zaman orada bulunan büyükelçi rahmetli Erdem Erdener bana şu hatırasını nakletti: Türk birliklerinin Kıbrıs'a 74'te çıktıkları gün Erdem Bey'i rahmetli Zülfikar Ali Butto buluyor telefonla, "özel uçağımı gönderiyorum acele Nahur'a gel" diyor. Erdem Bey, Pakistan Devlet Başkanının özel uçağıyla Nahur'a gidiyor. Çalışma ofisinin içine giriyor, Zülfikar Ali Butto'nun üzerinde namaz entarisi var. Seccadesi serili, Kuran-ı Kerim yanda duruyor. Bir muhteşem Kıbrıs haritası. Erdem Bey Türk birliklerinin hareketini, Rum birliklerinin Rumluğunu, Yunanistan'ın tavrını diğerlerine anlatıyor. Diyor ki: "Haberi alır almaz Pakistan Deniz Kuvvetlerini ve Pakistan Hava Kuvvetlerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin emrine verdim. Ankara'ya hemen bir mesaj geç. Asla durmasınlar Kıbrıs'ın hepsini alsınlar. Müzakere masasında yarıya razı olsunlar".

Sayın konuşmacılara, siz değerli dinleyicilere şükranlarımı sunuyor, Rauf Denktaş'a sağlık, sıhhat ve onunla birlikte olanlara Allah'tan başarı niyaz ediyorum. Çok teşekkür ediyorum.

Plaket Töreni

Plaket alan: Emekli Tuğgeneral Halil Şimşek

Plaketi veren: Nusret Demiral

Nusret Demiral: Hepinize saygılar sunuyorum. Görüyorum ki, biz yalnız bu kadar değiliz, bu salondaki kadar değiliz. Biz çokuz. Dünyayı kaplayan Türk insanı her yerde ayak izini bırakmıştır. O toprak için, o toprağı almak için şehit olmuştur, kanını orada bırakmıştır. Büyük askere bu plaketi takdim ederken bu duyguları size arz ediyorum. Biz varız, her zaman varız ve görev yaparken, gözünde vatanını tutan insanlarız, bizler gözünde vatanını, gönlünde Atatürk ilke ve inkılaplarını tutan, vicdanında dinini saklayan, milliyetçilik ve laiklik düşüncesi içinde görev yaptık, bunda da başarı sağladık. Bu titreyişim, bu haykırışım bu yurdun Türklerin olduğunu göstermektir, sizi kutluyorum sayın Paşam.

Plaket alan: Agah Oktay Güner

Plaketi veren: İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga

Mehmet Emin Aga: Denktaş'a ve onun arkadaşlarına da hem uzun ömür hem sıhhat, Cenab-ı Allah bizimle beraberdir. Kıbrıs dediniz ya eğer devam edileydi, tüm Kıbrıs alınacaktı ve iş bitecekti. Ama geçti, Allah bilir.

Plaket alan: İsmet Kotak

Plaketi veren: DYP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Göktürk

Plaket alan: Fuat Veziroğlu


Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş

Plaket alan: Sabahattin İsmail

Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş

Sunucu: Katıldığınız için teşekkür ederiz, konferansımıza Atatürk'ün sözüyle nokta koyuyoruz: "Kıbrıs bizim için önemlidir, Kıbrıs'a dikkat ediniz"

ÖNSÖZ
KIBRIS SORUNUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ
KIBRIS'TAKİ RUM VAHŞETİ
KIBRIS'TA KÜLTÜREL ÇÖZÜM:MİLLİ VE MANEVİ UYANIŞ
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-1 İSTANBUL
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-2 ANKARA
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-3 LEFKOŞA


 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt