KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-1 İSTANBUL

Bilim Araştırma Vakfı, "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm: Milli ve Manevi Uyanış" isimli konferans serisinin ilkini 6 Şubat 2003 tarihinde İstanbul Çırağan Sarayı'nda düzenledi. Konferansın başkanlığını Ticaret eski Bakanlarımızdan Sayın Agah Oktay Güner yürüttü. 250 izleyicinin katıldığı konferansta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türkiye açısından önemi, Kıbrıs davasının terk edilemezliği ve Kıbrıs'a yönelen tehditler konularında çok önemli bilgi ve görüşler ortaya kondu. İlerleyen sayfalarda bu konferansta söz alan kıymetli konuşmacıların tebliğlerinden kesitler verilerek, konferansta aktarılan kıymetli bilgi ve yorumlar ele alınacaktır.

Sunucu: Değerli ve kahraman komutanlarım, Sayın Bakanım, Sayın Milletvekillerim, değerli misafirlerimiz… Kıbrıs'ın geleceğinin yoğun olarak tartışıldığı şu son günlerde milli birlik ve beraberliğe her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Bilim Araştırma Vakfı, bu konuda milli birliğin güçlenmesine katkı sağlamak ve Kıbrıs davasının kahraman önderi Cumhurbaşkanı Sayın Rauf DENKTAŞ'a destek vermek amacındadır.

Sayın Denktaş üzerine düşen ağır sorumluluğu yerine getirmeye çalışırken Kıbrıslı Türklerin hakları kadar, onları kurtarmak için canını vermiş olan şehitlerimizin de hatırasını düşünerek hareket etmektedir. Ve her zaman olduğu gibi bu konuda da bizlere ışık tutan büyük önder Atatürk "Kıbrıs bizim için önemlidir. Kıbrıs'a dikkat ediniz" demiştir.


Gerçekten de Kıbrıs Türkiye'nin milli davasıdır. İşte bu vesileyle Bilim Araştırma Vakfı tarafından düzenlenmiş olan "KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM" adlı konferansa hoş geldiniz...

Agah Oktay Güner: Çok muhterem hanımefendiler, beyefendiler! Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bilim Araştırma Vakfı'nın sayın başkanı, değerli mensupları ve yöneticilerini huzurunuzda tebrik ederek sözlerime başlamak istiyorum. Aynen Kuvay-ı Milliye döneminde olduğu gibi, siyasi iktidarın milli menfaate ne ölçüde hizmet ettiğinden endişe duyan Türkiye'nin bütün aydınları, Türkiye'nin hemen her köşesinde bu tip toplantılar tertip etmektedir. Ankara'da Türk Ocakları'nın başkanlığında, Türk Dünyası Dayanışma Grubu ve diğer bütün gruplar, bir gerçeği yeniden anlatmak ve yeniden idrak etme gayreti içerisindedirler.


Agah Oktay Güner

Çok muhterem konuşmacı beyefendilerin ve siz çok muhterem dinleyicilerin bu akşam sayın konuşmacıların ihtisas dalları açısından, kendi görgüleri, kendi bilgileri açısından burada nakledecekleri Kıbrıs ile ilgili düşüncelerinin, bizim için gerçekten çok önemli olan bu milli davaya büyük ölçüde katkı sağlayacağına inanıyorum.

Ne yazık ki Türkiye'de bu tip teşkilatlanmalar çok geç olmuştur. Siyasi sistemin demokrasiye açıklığı, siyasi sistemin demokrat olabildiği ve siyasi iktidarların fikir hürriyetine, şahsiyetine fikre saygı duyduğu ölçüde, demokratik örgütleri gelişir, çoğalır ve düşüncelerini ifade eder. Demokrasinin gelişmiş olduğu bütün dünya ülkelerinde o memleketlerin milli meseleleri, milletin katılımıyla çözülür. Milletin katılımı olmadan, sadece "ben her şeyi bilirim ve ben çözerim, tek doğru bana aittir" derseniz, o zaman bir yanlıştan diğer yanlışa sürüklenmeniz kaçınılmaz olur.

Değerli konuşmacılar en fazla 15 dakika içerisinde görüşlerini ifade buyuracaklar, sonra da bir kısa değerlendirmeyi arz etmek istiyorum. Ancak hemen şunu belirteyim ki, gazeteci Sayın Ergin Konuksever'in biraz önce ziyaret etmiş olduğumuz, görmüş olduğumuz sergileri, milli hafızayı diri tutması açısından fevkalade faydalıdır. Ne yazık ki çok çabuk unutan ve çok çabuk perde çeken hafıza zaafiyeti, toplumumuza musallat olmuş dertlerin başında geliyor.


Bugün bu toplantıya katılamadığı için telgraf ile katkıda bulunan Sayın Devlet Bakanı Ali Babacan, Kültür Bakanı Sayın Hüseyin Çevik, Ulaştırma Bakanı Sayın Güner Yıldırım, Devlet Bakanı Prof. Dr. Sayın Mehmet Aydın, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Mehmet Dülger bu toplantıya başarı dilemekte ve yoğun programları sebebiyle katılamadıkları için üzüntülerini, sevgi ve saygılarını muhterem heyetimize iletmektedirler. Ayrıca Galatasaray Spor Klubü Teknik Direktörü Sayın Fatih Terim de bu toplantıya başarı dilemekte, gönlünün bizlerle olduğunu belirterek Denizli Spor müsabakası için kamp çalışmaları sebebiyle aramızda bulunamadığı için üzüntülerini arz etmektedir.


Bu toplantıya davet edilenler arasında hiç şüphesiz ki KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'ın müstesna bir yeri vardır. Sayın Denktaş aynen şöyle yazmış:

"Başkanlık Divanı, Bilim Araştırma Vakfı, İstanbul,

Anavatan Türkiye ile birlikte bugüne kadar sürdürmekte olduğumuz ulusal Kıbrıs davamız en kritik aşamalarından geçmektedir. Öyle ki, bugüne kadar elde ettiğimiz en temel hak ve çıkarlarımız, Kıbrıs Türk halkının iradesi dışında hazırlanan planlarla eritilmek istenmektedir. Görüşme masasında verdiğimiz mücadele, bu haklarımızı komşularımıza ve dünyaya anlatmak ve kabul ettirmektir.

Ne yazık ki Rum komşularımız hala kendilerini Kıbrıs'ın sahibi görmekte ve çözüm arayışlarını tek taraflı olarak gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti unvanının arkasına saklanarak aramaktadırlar. Ortaya koyduğumuz tüm önerilerimizin reddedilmesi, tüm adaya hakim olma iştahını sürdürmelerinden başka bir şey değildir. Halbuki Kıbrıs Türkü nelerin üzerinde durmaktadır: Egemenlik, iki devletlilik, siyasi eşitlik, Türkiye'nin garantörlüğü gibi konular olmazsa olmazlarımızdır. İngiltere ve Amerikan iş birliği ile dayatılmak istenen planda ise bu hayati unsurlarımız sulandırılmaktadır.

Bunun ötesinde, uygar ve adalete dayanan bir çözüm arayışının dışında toprak tavizleri istenerek ve içimize azımsanmayacak sayıda Rum nüfus eklenerek Kıbrıs Türkü'nün kendi kendini dağıtması planlanmaktadır.

Paneliniz aracılığı ile bir kez daha vurgulamak isterim ki, Kıbrıs Türk halkı egemenlik, siyasi eşitlik ve iki devletlilik anlayışı üzerine titremektedir. Çünkü tüm bunlar, topyekün yok edilmek istenen bir halkın direnci sonucunda elde edilmiştir. Ve bu haklar, Kıbrıs Türk halkına ana sütü gibi helaldir. Toprak ve göçmenler konusunda duyarlıyız. Çünkü istenen toprak parçaları ve yerinden edilmesi öngörülen nüfus sayısına paralel olarak, içimize aktarılacak Rum nüfusu ile Kıbrıs Türkü'nün toplumsal kimliği berhava edilmek istenmektedir.

Elbette ki amacımız, Kıbrıs'ta huzur içinde bir barış ve çözüm ortamını sağlamak ve bunu yaşatmaktır, ne var ki her barış, barışı getirmeyebilir. Her çözüm, istenilen sonucu doğurmayabilir. Bizim arzuladığımız barış ve çözüm, her iki halkın siyasi iradesine, eşitliğine, egemenliğine, kendi geleceğini belirleme hakkına saygılı, sarsılmaz bir barış ve çözümdür. Birbirine düşman olmayan, iyi komşuluk ilişkilerini ve ortak bir devlet anlayışını yaşatmak isteyen halklar, ancak bunlara saygılı olursa birarada iş birliğine gidebilirler. Bu düşüncelerle Bilim Araştırma Vakfı'nın "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" adı altında düzenlediği panelin Kıbrıs'ta sürdürülen görüşmelere ışık tutmasını temenni eder, panelinizin başarılı geçmesini diler, tüm katılımcılara saygılar sunarım.

Rauf Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı"


Bu konferansta söz alan sayın konuşmacıların sunuşlarının bazı bölümleri, aşağıda aktarılmaktadır:

Neşet İkiz (Emekli Deniz Albayı): Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kıbrıs meselesi 186 yıldır süren bir meseledir. Kıbrıs meselesini anlamak için Etniki Eterya'yı, büyük ülküyü, Albay Grivas'ın niçin onuncu yıl Bizans kahramanı Dideris'in imzasını kullandığını etüt etmek lazımdır. Müstemleke Nezareti Müsteşarı Churcil 1907'de adaya gittiğinde karşılandığı zaman kendisine ilk söylenen laf "İngiltere bize Kıbrıs'ı verecektir. Size güveniyoruz" olmuştur. 1878'de ilk genel vali Garnet Olsen adaya gittiği zaman, Pitium Baş Piskoposu da kendisini aynı sözlerle karşılamıştır. Başkan Roosevelt'e de Yunan Kralının, Yunan Başbakanını Kıbrıs'ın Yunanistan'a verilmesi için başvurularına rastlarsınız.

Kısaca şunu söylemek istiyorum: Kıbrıs davası bir Türk-Yunan davasıdır. Tarih boyunca Yunanistan'ı biliyoruz. Yunan kilisesini biliyoruz. Yunan gençliğine verilen eğitimleri biliyoruz büyük ülkü konusunda. Yunan basınını biliyoruz. Bütün dünyaya yayılmış Yunanlıları biliyoruz. Aşağı yukarı deniz piyade zabitlerinin onda birine yakını, Yunan asıllı veya Ermeni asıllı idiler. Aralarında çok büyük bir bağ vardı. Bütün bunları biliyoruz.


Emekli Deniz Albayı Neşet İkiz

Biraz önce şehitlerimizi anarken Fethiyeli Osman Onbaşı'yı hatırladım. Generallerimiz bilir; Tugay Komutanımız. Burada Fethiyeli Osman Onbaşı, taarruzda şehit olacağını görüyor. 220 TL borcu var üç arkadaşına. Vasiyetini bırakıyor. Ertesi gün bir onbaşı şehit oldu, o da Fethiyeli Osman Onbaşı'ydı. Amfibi tugayının müzesini, bir gün Kocaeli'ne yolunuz düşerse, bu kıymetli vatan çocuğunun vasiyetini görmenizi söylerim.

Şimdi mühim olan budur: Türk çocuğunun asaleti kaybolmamalıdır. Anlaşmalar kudret ve kuvvetin ifadesidir. Bence anavatanın ayrılmaz bir unsuru olan Kıbrıs Türklerinin, İstiklal harbinde, İmparatorluğumuz sırasında ve sonra bize olan engin sevgileri her zaman tezahür etmiştir. Rumlarla içiçe asla yaşayamazlar. Şahsi görüşüm, her iki kesim ayrı ayrı olarak yaşamalıdır.

Biz soylu bir ülkenin çocuklarıyız. Ülkemizde her alanda fevkalade kapasiteli insanlar var. Tezlerimizi ortaya cesaretle koymalıyız. İyi yerlerdeki Türklere güvenmeliyiz. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Agah Oktay Güner: 1940'ta Lefkoşe'de doğan ve şu anda Ulusal Birlik partisinden Girne milletvekili seçilmiş olarak Kıbrıs Türk Parlamentosu'nda görev ifa eden sayın İlker Nevzat ikinci konuşmacıdır.

İlker Nevzat (KKTC Girne Milletvekili): Kıbrıs meselesine sadece adada yaşayan Türklerle Rumların arasındaki bir ihtilaf ve bunun çözümlenmesi meselesi olarak bakmak, yanlış bir değerlendirme olur. Meselenin esası, adanın Doğu Akdeniz'de, üç kıtanın birleştiği petrol kaynaklarının dağılım noktasında ve Türkiye'nin açık denizlere kapısı olan Doğu Akdeniz limanları ve ikmal yollarına hakim, stratejik bir konumda olmasıdır. Bu bağlamda Kıbrıs meselesi, esasen, adadaki Türk çıkarlarının bölgede ve uluslararası ilişkilerde rol almakta olan devlet ve başka aktörlerin çıkarlarıyla yarışması meselesidir. İlgili aktörleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:


İlker Nevzat

19. yüzyıldan beri adada ve bölgede mevcudiyetini sürdürmüş, merkezi, Avrupa'nın en batısında olsa da adada 1960 yılında iki toplum arasında kurulan Kıbrıs Devleti'nin garantör sıfatını sessizce devam ettirmekte olan ve en önemlisi Kıbrıs Devleti'nde iki tane egemen askeri üsse sahip İngiltere.

Kendi stratejik ve ekonomik çıkarlarını tek süper güç olarak korumak ve geliştirmek için hareket eden, yarım asırdır sadık dostu olduğumuz Uzakdoğu, Orta Asya, Somali ve Balkanlar'da canımızı kanımızı ortaya koyarak ispat ettiğimiz müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri. Bu dünya süper gücünün Hazar Denizi, Ortadoğu petrolleri, Ortadoğu'daki siyasi gelişmeler yönünden Arap-İsrail sorunu, Irak gibi sıcak sorunlarla direkt ilgisi bakımından Kıbrıs adasında olup bitenlerde mutlaka çıkarı vardır.

Avrupa Birliği, ekonomik gücünün askeri güçle desteklenmesi gerektiğinin bilincindedir. Çok önemli enerji kaynaklarının dağılımının kontrol edilebileceği Kıbrıs'a yerleşmeyi uygun bulmaktadır. Kuzey Kıbrıs'a boykot ve ambargo uygulayan, Türkiye'nin üyeliği konusunda son derece tereddüt eden AB, Kıbrıs'ta siyasi çözüm aramadan Kıbrıs Rumlarıyla üyelik müzakerelerini tamamlayıp, bu arada Kuzey Kıbrıs'ta ve Türkiye'de ustaca propaganda yürütmeyi başarmıştır.

Kıbrıs Rumlarının AB'ye girmesiyle siyasi durumunu ve söz sahipliğini perçinleştirecek olan Yunanistan.

Adil ve kalıcı bir çözümü uzlaşı ile tarafların bulmasına yardımcı olmak maksadıyla arabuluculuk, iyi niyet misyonu yerine AB'nin Kıbrıs'a yerleşmesine olanak sağlayacak, AB'nin genişlemesine endeksli birtakım kesin tarihler, "deadline"lar, içeren bir Kofi Annan Planı sürecinin içerisine girmiş bulunuyoruz.


Bu ortamda kişilikli bir yavru vatan, karşılıklı bir sevgi, saygı ve samimiyet çerçevesinde anavatanıyla her derdi, her sorunu makuliyetle, sabır ve sebatla ele alabilmeli ve şimdiye kadarkinden daha etkin bir şekilde elele verip propaganda boşluklarına müsaade etmeden dünya siyasi platformunda meramımızı daha iyi anlatmaya özen göstermeliyiz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Sabahattin İsmail (KKTC Cumhurbaşkanı Danışmanı): Sayın Başkanım, Sayın Bakanım çok teşekkür ediyorum. Değerli izleyiciler, değerli katılımcılar, burada sizinle birarada olmaktan duyduğum mutluluğu belirterek sözlerime başlamak istiyorum. Ben aslında Annan Planı'nın detayı üzerinde durmak düşüncesindeydim. Ve içinde bulunduğumuz son iki haftadaki ve bugün devam eden gelişmelerle ilgili olarak konuşmak istiyordum.

Biliyorsunuz bugün KKTC Meclisi olağanüstü toplandı ve son durumu değerlendirmektedir, toplantı da şu an devam etmektedir.


Sabahattin İsmail

Ben bugün Kıbrıs Türkü'ne karşı bir psikolojik harekat olduğunu görüyorum. "Her Kıbrıs Türkü, vatanına milletine karşı" şeklinde bir psikolojik harekat propagandası yapılmaktadır. Bu oyuna düşmeyelim. Çünkü aynı psikolojik harekat yalanı aynı şekilde Kıbrıs'ta Kıbrıs Türklerine söylenmektedir, "Türkiye sizi sattı, Türkiye AB'ye girmek için Kıbrıs'tan vazgeçti" teması orada işlenmektedir. Bu iki halkı birbirine düşürmeyi amaçlayan bir harekettir. Uygulayıcıları ve planlayıcıları aynıdır. Planlayıcıları ABD, maalesef stratejik müttefik dediğimiz ABD'dir, İngiltere'dir, AB'dir. Bu, belgelerle ispatlanmıştır. Biraz sonra onun belgelerini size göstereceğim.

Yine aynı şekilde bu psikolojik harekatı düzenleyenlerin kullandıkları araçlar da bazı gazetecilerdir. Bize "Türkiye sizin düşmanınızdır" diyen aynı gazetecilerdir.

Türkiye'de "Kıbrıs Türkleri Türkiye'yi istemiyor" diyen aynı gazetecilerdir.

ABD, 1990 yılında adaya iki uzman gönderdi. Bu uzmanlar çalışmalar yapıyorlar, ben bunlarla şahsen konuşmuş biriyim. Bu uzmanlar her meslek grubunda öğretmen, eczacı, mühendis, mimar, politikacı, milletvekili veya parti yönetiminin değişik kadrolarında olan kişiler. Partilerin gençlik kolları, gençlik örgütleri her kesimde en sivrilmiş kişileri, lider yeteneği gelişmiş kişileri 48 tane grupta örgütlediler. Compile Resolution denen eğitimleri bu gruplarda yapmaya başladılar. Çok masum gibi görülen bu Compile Resolution eğitimlerinde verilen esas tema, bir beyin yıkama çalışmasıdır. Ve özel olarak gelen uzmanlarla gerek Kıbrıs'ta gerekse yurtdışında ABD'de, Avrupa'nın değişik ülkelerinde, İngiltere'de yapılmış.


Bunları yurtdışına çıkarıyor, bunları 20'şerli 30'arlı gruplar halinde, aynı sayıda Rum'u da bu grupların içerisine katarak "work shop" denen bir atölye çalışması içerisinde şu temalar işlenmiştir: "Siz Türk değilsiniz; Kıbrıslısınız, Rumlarla beraber bir Kıbrıs milletisiniz. Türkiye eğer Kıbrıs'tan ayağını çekerse bu Kıbrıs milleti, rahat rahat, geçmişte olduğu gibi anlaşabilir, yaşayabilir."

Bakın az önce mitingde gördünüz; bir pankartta "Ben ne Rum ne de Türküm, Kıbrıslıyım" yazıyor. Halbuki tarihin hiçbir döneminde Kıbrıslı denen bir millet oluşmamış. Kıbrıs'ta her zaman Türk unsurunun parçası olan Kıbrıslı Türkler veya Yunanistan'ın bir parçası olan veya Kıbrıs'ta gelmiş geçmiş bütün milletlerin bir karmaşığı olan, melez bir halk olan Kıbrıslı Rumlar yaşamıştır.

Dolayısıyla iki farklı unsurdan, iki ayrı milletten yeni bir millet yaratma gibi bir felsefe ortaya koymuşlardır. Çok ilginçtir ki Sovyetler Birliği de aynı temayı işliyordu, Kıbrıslılık temasını işliyordu. Bugün bu Kıbrıslılık temasını bu kadrolara işlemektedirler.

Mehmet Hasgüler, CTP Parti Meclisi'nin üyesidir, açıkça şöyle yazıyor: "Kısa bir süre önce 30 dolayında Kıbrıslı Türk, 60 saatlik programı izleyerek uzlaşmazlıkların çözümüne profesyonelce katkı koyma belgesi aldı" diyor ve anlatıyor detayının nasıl olduğunu, kendisi de katılmış, izlemiş. ABD'liler 60 saat süren bir programla 30 tane insanımızı almış, orada eğitmiş.

Burada bir başka belge vardır. Bakın, Karen Fogg'un e-maillerinde, biz bunu Hüseyin Macit Yusuf Bey'le "Karen Fogg'un Kıbrıs e-mailleri" diye bir kitap yaptık, "Denktaş'ı yıpratın; sokaklara çıkın onun Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye'nin çıkarlarını temsil ettiğini ortaya koyun, askerin çıkarlarını temsil ettiğini ortaya koyun ve Denktaş'a, Türkiye'ye karşı tepkinizi ortaya koymak için yollara dökülün, sokaklara dökülün" diyor ki, bugün yapılan, odur ve bu eylemleri yapanların tümü, başı çekenlerin tümü, bu eğitimlerden geçmiştir ve bir grupta da örgütlüdür.

Ve bizi zayıflatan maalesef, sayın başkan, değerli kardeşlerim, bu konulardaki vurdumduymazlıktır. Çok teşekkür ederim.


Mehmet Emin Aga

Mehmet Emin Aga (İskeçe Müftüsü): Şimdi ben buradaki konuşmacılarla belki bazı yerde ayrı düşeceğim ama beni mazur görürsünüz. Bizde Yunanistan'da milli dava denildi mi ne solcu var, ne sağcı var, ne komünist var, ne bir şey. Hiçbir şey, solcu gazeteler, komünistler falan vs. milli dava denildiği zaman hepsi beraber yürüyorlar.

Şimdi Annan Planı'ndan bahsediliyor, Denktaş'a karşı olanlardan bahsediliyor, her yerde var bunlar, bizde de var. Fakat Kıbrıs'taki bazı olaylar bize ters geliyor, hatta geçen sene KKTC'de Avrasya toplantısına gittik. Orada bir kişi çıktı şikayet etti: "Bizim çocuklarımız yetişiyor, bizim çocuklarımıza ne dini bilgi veriliyor, ne Kuran veriliyor, ne bir şey" dedi. "Sen Denktaş'ı görüyorsun, bunları söyle" dedi mesela. Oradaki olan bütün sorun, mesela bu gençlerin ayaklanışı, idealsiz, imansız yetişmelerinden kaynaklanıyor. Denktaş'a buradan da mesaj yolluyorum, oradaki gençleri milli benlikli ruh ile yetiştirsinler. Yetiştirmedikleri sürece hep o belalar gelecektir.

Eskiden Kıbrıs adası hiçbir zaman Yunan adası olmamıştır. Ve Kıbrıs adası Türklerindir. Atatürk'ün dediği gibi "Kıbrıs stratejik yönden çok mühim, çok ehemmiyetli bir adadır." Stratejik konumu itibarıyla önemlidir, ve milli bir davadır. 12 Ada'yı verdik, Girit'i daha evvel verdik. Şimdi Kıbrıs için sıkıştırıyorlar. Sonra da kendilerince Türkiye'yi parçalayacaklar. Ondan sonra hedefe ulaşacaklar. Megali İdea demek, Asya'nın, bu küçük Asya'nın, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde olan Türklerin, Müslümanların hepsinin buradan gitmesi demektir.


Biz bu duygularla cemaatimize buradan sesleniyoruz. Cenab-ı Allah Türk dünyasına, İslam dünyasına yardım etsin.

Hüseyin Macit Yusuf: Sayın başkan, müsaade ederseniz bu önümüze konan Annan Planı ile ilgili sayın milletvekilim biraz bilgi verdiler. Ama bunu buradaki kardeşlerimin çok iyi bilmesi lazım. Ondan bahsetmek istiyorum. Bir kere bu plan, KKTC'nin ortadan kaldırılması demektir. Bu planda KKTC yoktur. Bu plan egemenliğimizin, kuzeyde mevcut olan egemenliğimizin, yok edilmesidir. Ve bu planın içerisinde herhangi bir siyasi eşitlik yoktur. Topraklarımızın beşte biri Rum'a verilecektir.


Hüseyin Macit Yusuf

Niye vereceğiz kardeşlerim, kanla canla aldığımız, büyük mücadelelerle ile aldığımız bu toprakları niye vereceğiz? Bu, kabul edilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Şimdi bu toprakların içerisinde, verilmesi istenilen toprakların içerisinde, sulu tarım yapılan arazilerin %85'i Rumlara verilecektir. Su kaynaklarımızın %75'i Rumlara verilecek, 52 tane köyümüz Rumlara verilecek. 120 bin insanımız dördüncü kez göçmen durumuna düşecek. İçimize nüfusumuzun %28'i oranında Rum getirilecek, ondan sonra toplumlar arası gerilim tekrar başlatılacak.

Şimdi bunun, Annan Planı'nın, bir de ekonomik boyutu var: 1.350 işyeri kapanacaktır. 19.500 insanımız işsiz kalacaktır. Ellerinde eski Rum malı olan insanlarımız, Rumlara tazminat ödemek zorunda bırakılacaktır.

Özetlemeye çalışıyorum, burada yüzlerce madde var. Çünkü Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi, bu belge tuzaklarla doludur. Aslında Annan belgesi değil, tuzak belgesi denmesi lazım. Ve en önemlisi, bu planın içerisinde Türkiyemizin etkin ve fiili garantörlüğü kaldırılacaktır.

Bir uluslararası gücün gelip, oradaki güvenliğimizi sağlamasından bahsetmektedirler. Bosna Hersek'te uluslararası güçler Müslüman kardeşlerimizi Sırplara teslim etmediler mi? Dolayısıyla biz bunu da kabul edemiyoruz. Bu, bizim için bir esaret planıdır. Biz katiyen bu planı kabul etmeyeceğiz. Siz anavatanımızda yaşayan kardeşlerimiz, gönlünüzü ferah tutun. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Ne olur rahat olun.


Tarkan Yavaş (Bilim Araştırma Vakfı Başkanı):

Konuşmama başlamadan önce böyle büyük bir milli davada bizimle bu milli heyecanı paylaştığınız için saygı ve sevgilerimi hepinize sunuyorum. Benden önceki konuşmacılar çok net bir biçimde Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu, bu davadan asla vazgeçilemeyeceğini bizzat yaşayanlar tarafından kendi anılarıyla ortaya koydular. Biz de aynı görüş çerçevesinde Kıbrıs'ın milli bir meselemiz olduğunun, asla vazgeçilecek bir toprak parçası olmayacağının ve sonuna kadar bizim bu ideallerin peşinde olacağımızın açıkça burada teminatını vermek istiyorum.


Tarkan Yavaş

Ancak sayın konuşmacıların da belirttiği gibi, son zamanlarda ortaya konan Kofi Annan Planı, kabul edilmesi mümkün olmayan bazı istekler ortaya konmuştur. Bu istekler kısaca, adanın güvenliğini tehlikeye düşürmekte, Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda Türk dış politikasını riske sokacak tarzda durumlar oluşturmakta, belki de en önemlisi, adadaki soydaşlarımızın hayatlarını da tehlikeye sokmaktadırlar. Peki böyle bir durum varken, olay bu kadar aleni ve açıkken bu tür istekler nasıl olabilir, hangi cüretle hangi cesaretle bu tür isteklerde bulunabilirler?

Şöyle bir tarihe baktığımızda, bu tür isteklerin olmasının hiçbir hukuki gerekçesinin, mantıki izahının olmadığını da görüyoruz. Örneğin Osmanlı adaya geldiğinde, buradaki Ortodoks Rumları Katolik Venediklilerin elinden kurtararak 300 yıl barış ve huzur içerisinde yaşamalarını sağladı. Yine sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, 1974 yılında, Silahlı Kuvvetlerimizin yaptığı Barış Harekatı'nda da yine adaya huzur ve güven geldi. Türkler, her zaman yapılan anlaşmalara sadık kaldılar. Her zaman barış ve huzurun yanında oldular. Ellerinden geleni yaptılar. Buna karşın karşı taraf, Yunan toplumu, her zaman yapılan anlaşmaları bozdu. Hatta altına imza attıkları anayasaları da çiğnedi. Ve onları yok saydı. Bunların hepsinin altında "Megali İdea" ları, buna bağlı olarak Enosis hayalleri oldu. Ve her zaman mücadelelerini bu tarzda verdiler.

Peki şu anda ne yapılmak istenmektedir? Burada önemli bir noktaya dikkat çekeceğim. Sayın konuşmacıların da bahsettiği gibi, psikolojik bir savaş yapılmaktadır. Ordularla başaramadıklarını, bazı ekonomik ambargolarla başaramadıklarını, gizli masa başındaki entrikalarla başaramadıklarını bu tip psikolojik savaş yöntemiyle başarmaya çalışmakta ve ada halkını, Türk toplumunu, bizden koparmaya çalışmaktadırlar. Burada Kuzey Kıbrıslı konuşmacıların konuşmaları, hepimizin yüreğine su serpti. Gerçekte onlar, böyle olmadığını, anavatanlarına son derece bağlı olduklarını, bunların tamamen psikolojik savaşın getirdiği unsurlar olduğunu açıkça ortaya koydular. Bundan dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.

Elbette ki bununla kalmayacak, bundan sonra biz de aynı şekilde bu milli davada gerekenleri yapacağız ve Kıbrıs'taki soydaşlarımıza gereken desteği vereceğiz. Gerek Kıbrıs'taki gazetelerde, televizyonlarda, gerek orada yapılacak mitinglerde mutlaka yapılması gereken, Türk kültürünü, Türk milli kimliğini, iyice oturtmak ve yavru vatanda olan bağlantımızı sıkı sıkıya gerçekleştirmektir. Çünkü siz de çok iyi biliyorsunuz, bu iki toplumu birbirine bağlayan, fiziki köprüler değil manevi köprülerdir. Biz eğer bu manevi köprüleri kurarsak hiç kimse bu köprüleri yıkamaz, hiç kimse aramıza giremez. Bu sebeple ben bu rada tekrar konuşmacılara teşekkür ediyorum ve sadece onların bu çabalarını değil hep birlikte yapacağımız çabalarla bir yerlere gelineceğini ve ulusça birlikte hareket edebileceğimizi düşünüyorum.

Elbette ki Devletimiz bu konuda gerekli tedbirleri almıştır. Gerekli dış politika girişimlerini, resmi politikalarını koymuştur. Ancak burada bizim gibi sivil toplum kuruluşlarına düşen, bu politikaları desteklemek, bu politikalarda üstümüze düşen vazifeleri yerine getirmek ve her zaman Türk soydaşlarımızın nerede olurlarsa olsunlar, dünyanın hangi bölgesinde olurlarsa olsunlar, yanlarında bulunmaktadır. Şuna inanıyorum; eğer bizler bu görevimizi hakkıyla yerine getirirsek kesinlikle hiçbir şekilde, dünyadaki hiçbir Türk vatandaşıyla, Türk ile bizim aramıza bir engel koyamayacaklardır. Ve bu yüzden de hiçbir Türk vatandaşı, kendi ülkesinin dışında, kendi ülkesinin Müslüman Türk kimliğinin dışında, başka bir kimlikle başka bir pasaportla yaşama isteği ve gereği duymayacaktır.

Sayın konuşmacıların da belirttiği gibi, ada üstünde yoğun bir propaganda faaliyeti devam etmektedir. Bu faaliyetin karşılığı da, mutlaka karşı faaliyet olarak yerine gelmelidir. Bizim yapmamız gereken, konuşmacıların da söylediği gibi, sadece bu ada değil, tüm dünyadaki Türklere yayılan, hatta anavatanımızdaki bazı kişilerce de sürdürülen bu propagandayı, mutlaka aydınlatıcı çalışmalarla, kültürel faaliyetlerle, Türk kimliğini meydana getiren milli ve manevi değerlerlerin yaşatılmasıyla bertaraf etmektir.

İşte BAV olarak bizler, bu amacı güderek bu gece sizinle birlikte bu milli heyecanı paylaşıyoruz. Bu gecede bizi yalnız bırakmadığınız için, desteklerinizi de sunduğunuz için öncelikle hepinize çok teşekkür ediyorum. Ve şunu da size son olarak söylemek istiyorum: İnanın ki burada konuşulanlar burada kalmayacak ve biz BAV olarak her zaman yer yerde sonuna kadar burada söylediklerimizin peşinde olacağız. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasının teminatı olacağız.

Agah Oktay Güner: Çok teşekkür ediyorum. İnancınız doğrultusunda size Cenab-ı Allah'tan başarılar niyaz ediyorum. Müsaade buyurursanız birkaç dakika da huzurunuzda ben işgal edeceğim. Sonra aranızda büyük bir mutlulukla Kıbrıs'ı yeniden Türk kılan, Kıbrıs'a Türklük mührünü basan çok soylu, çok yüce komutanlarımız var, ben onlara emekli general demiyorum, çünkü bir askerin emekliliği olamaz.

Bizim Sakarya'da, Meydan Muharebesi'ndeki subay zayiatımızın oranı, er zayiatımızdan çok yüksektir. Milli Mücadeleyi emekli addedilmiş ama ruhu, vicdanı, aklı, iradesi emekli olmamış o subaylarla yaptık. Onlar da bu akşam hatırlandılar, burada şeref misafiridirler. Ve vakfın kendilerine armağan plaketleri vardır, arz edilecek.

Bu tip demokratik kuruluşlar da milli meselelere sahip olmalıdır. Sizleri bu güzel iradeyi gösterdiğiniz ve bu inançlı yolda hep biraraya geldiğiniz için tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyor, hayırlı akşamlar diliyorum. Allah'a emanet olun.


Plaket Töreni

Plaket alan: Korgeneral Muzaffer Sever

Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş

Plaket alan: Tümgeneral Süleyman Tuncer

Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş

Süleyman Tuncer: Biz arkadaşlarımızla beraber bu savaşa katıldık ve büyük bir mutlulukla son bulduğu için biz de bahtiyar olduk. Asıl olan bundan sonraki durumdur. Sayın Cumhurbaşkanımız Denktaş, ne söylenirse söylensin, bugün hem Türkiye'nin hem Kıbrıs'taki Türk kardeşlerimizin lideridir. Ve onu destekliyoruz. Onun "olmazsa olmazları"na aynen biz de "olmazsa olmaz" diyoruz. Teşekkür ederim.

Plaket alan: Tümgeneral Mahmut Boğuşlu

Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş

Mahmut Boğuşlu: Teşekkürler. Bizim asker olarak vazifemiz 74'teki ordudan bile daha iyi bir ordu olmaktır, arz ederim.

Plaket alan: Kıbrıs Gazisi ve gazeteci Ergin Konuksever

Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş

Sunucu: Rahatsızlıkları sebebiyle konferansımıza katılamayan Tümgeneral Sabri Demirbağ ve Tümamiral Fikri Topsever Beyefendilerin plaketlerini de size takdim ediyoruz, çok teşekkür ediyoruz.

Plaket alan: Neşet İkiz

Neşet İkiz: Cumhuriyet hükümetimizin tarihinde Kıbrıs'a duyulan ilgi en tepededir, Everest'tedir. Harekata giderken Türk halkının, kıyıları ve Mersin'i doldurmuş Türk halkının coşkunluğunu hiçbir zaman unutamam. Vatan evlatları, marşlarla yeri göğü inletiyorlardı. Filo komutanı beni çağırdı, "Nedir Neşet Yarbayım?", "Amiralim coşkunluğu görmüyor musunuz? Bu coşkun askeri kim durdurabilir, Kıbrıs harekatı bitmiştir" dedim. Baktı, haklıydım. Bu plaketi ülkenin isimsiz kahramanları için alıyorum.

 


Plaket alan: İlker Nevzat

Plaketi veren: TBMM 21. dönem milletvekillerinden Beyhan Aslan

Beyhan Aslan: Beni eski bir milletvekili sıfatımla buraya çağırdılar ama ben sayın milletvekilime bu plaketi, Kıbrıs harekatında 2. ordu, 39. tümen, 488. hafif ulaştırma taburu, 2. bölük komutan vekili Asteğmen Beyhan olarak veriyorum.

İlker Nevzat: Gururlandım, onurlandım, çok teşekkür ediyorum.

Beyhan Aslan: 21. dönemde biz bir karar almıştık, sayın Agah Oktay Güner Bey hatırlayacaklardır. TBMM meclis kararı aldı ve bu kararı kamuoyuna ilan etti. Şu anda 22. dönem parlamentonun da bu kararı alarak kamuoyuna ilan etmesi lazım. Bu konudaki her iki siyasi parti gurubuna da ben şahsen başvurarak yazı yazdım. Ve inşallah 22. dönem parlamento Rauf Denktaş'ın arkasında olduğuna dair karar alırlar ve deklare ederler. Saygılar sunuyorum.

Plaket alan: Sabahattin İsmail

Plaketi veren: Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Altuğ Berker

Plaket alan: Mehmet Emin Aga

Plaketi veren: Avrasya-1 Vakfı Genel Müdürü Sayın Orhan Kiverlioğlu

Orhan Kiverlioğlu: Bugün Türk-Rum anlaşmazlığının bu akşamki siperinde anladım ki, Kofi Annan raporu taslağı, Türk'ü kendine getirmekte galiba çok önemli bir görev ifa etmiştir. Kuva-i Milliye ruhu Türkiye'de alev almaya başlamıştır. Saat 3'te Sepetçiler Kasrı'nda Güven Hareketi'nin Kıbrıs'la ilgili bir toplantısı vardı. Bu akşamki toplantı başkanımız muhterem Güner Hocamız, Türk Dünyası Dayanışma Grubu'ndan bahsettiler. Aslında tek başına bu müjdeleri bile Kuva-i Milliye ruhunun alev aldığının müjdesidir. Ümitvar olunuz, yaşasın ümit, yaşasın Bilim Araştırma Vakfı'nın meydana getirdiği bu isimsiz kahramanların siperi. Hepimizi tebrik ediyorum. Bu savaş siperidir, emperyalizme karşı olan çok önemli bir siperdir, bu siperin bir hatırasıdır. Allah'a emanet olun.

Mehmet Emin Aga: Burada bu toplantıyı yapanlara mutluluklar diliyorum. Burada olan gazilere uzun ömürler diliyoruz, şehitlerimizin ruhlarını şadediyoruz. Ve Türklüğün bundan sonra şahlanacağına da ben burada inanıyorum ve böyle olacaktır. Atatürk "Ne mutlu Türk'üm diyene" dediği için, acaba rahmetli biliyor muydu ki, bütün dünya Türklerin üzerine yürüyecekti. Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Plaket alan: Hüseyin Macit Yusuf

Plaketi veren: Cahit Babuna

Cahit Babuna: Size de, hepinize de teşekkür ederim. Türklerin bir özelliği vardır: en son dakikaya kadar dayanır, ama bir uyandığı zaman dünyayı titretir. Şimdi Kofi Annan Planı'ndan bahsediyorsunuz. Ben ona Kofi Annan Planı demiyorum. Yunan büyük askerlerinden ve büyük Yunanlarından Megali İdea kimseleri tarafından hazırlanmış bir plandır bu. Kofi Annan'ın ne kadar Kıbrıs bilgisi olabilir ki, başında bu kadar dert varken, bu kadar küçük ayrıntıları ne kadar bilebilir ki? Ama Allah şaşırtıyor onları, işte böyle planlarla bizim gizli güçlerimizi uyandırıyorlar. Türkiye ve dünya Türkleri tekrar uyanıyor ve bu gizli planlarına artık "dur" demenin vakti gelmiştir. Bu güzel toplantı için tekrar teşekkür ederim, sağ olun, var olun.

Hüseyin Macit Yusuf: Vakfınıza çok teşekkür ediyorum. Siz sayın misafirlerimize çok teşekkür ediyorum. Türk halkına çok teşekkür ediyorum. Kıbrıs'taki mücadelemiz devam edecektir, bizim yolumuz anavatanın yoludur, sağolun varolun.

Plaket alan: Agah Oktar Güner

Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş

Agah Oktar Güner: Bu güzel plaketi hepiniz adına alıyorum, hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Sunucu: Konferansa Ulu Önder Atatürk'ün şu sözleriyle son veriyoruz: "Kıbrıs bizim için önemlidir! Kıbrıs'a dikkat ediniz."


ÖNSÖZ
KIBRIS SORUNUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ
KIBRIS'TAKİ RUM VAHŞETİ
KIBRIS'TA KÜLTÜREL ÇÖZÜM:MİLLİ VE MANEVİ UYANIŞ
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-1 İSTANBUL
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-2 ANKARA
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-3 LEFKOŞA

 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt