KIBRIS'TA KÜLTÜREL ÇÖZÜM:
MİLLİ VE MANEVİ UYANIŞ

Bugün Kıbrıs meselesi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın önerdiği yeni çözüm planı ve Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs'ı kabul etme sürecinin şekillenmesi ile birlikte bir kez daha gündemde. Türkiye, haklı olarak, Kuzey Kıbrıs'ın egemenlik haklarının elinden alınmasına, Kuzey'deki Türklerin adada "azınlık" durumuna düşürülmesine karşı tavır alıyor. Bu nedenler:

1) Kuzey Kıbrıs'taki Türk toplumunun güvenliği,

2) Kıbrıs'ın Türkiye açısından taşıdığı stratejik önemdir.

Bu nedenlerin her ikisi de gerçekçidir. Önceki bölümlerde incelediğimiz gibi, Kıbrıs'ın tek bir devlet olduğu 1974 öncesi dönemde, adadaki soydaşlarımıza karşı korkunç saldırılar düzenlendiği, uzun vadeli bir soykırım yürütüldüğü, açıkça ortada olan bir gerçektir. Bu vahşetin tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması zorunludur ve bunun en başta gelen önlemi, adanın "iki toplumlu ve iki bölgeli" bir yapıda devam etmesidir. Birleşik bir Kıbrıs'ta, 1974 öncesindeki terör ve anarşi yaşanmasa bile, Türkler kendilerini psikolojik bir baskı altında hissedecekler, tedirgin bir yaşam süreceklerdir ki, bu da kabul edilemez.

Kıbrıs'ın Türkiye açısından stratejik önemi ise, hem somut askeri ve siyasi gerçeklerden hem de psikolojik etkisinden kaynaklanmaktadır. Kıbrıs Türkiye'nin milli davasıdır. Adadaki Türk siyasi varlığının sona ermesi, ister istemez bu milli davanın kaybı olarak yorumlanacak ve bu da tüm milli moral üzerinde negatif bir etki meydana getirebilecektir. Kıbrıs'taki "toprak kaybı"nın, Türkiye içindeki birtakım bölücü unsurlara "moral dopingi" yapması, onların bölücü hayallerine emsal teşkil etmesi riski de söz konusudur.

Gerek Devletimizin ilgili kurumları gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi -başta Sayın Rauf Denktaş olmak üzere- bu gerçeklerin bilincindedirler ve nitekim bu nedenle Kuzey Kıbrıs'ın egemenlik haklarını savunmayı sürdürmektedirler. Bu konudaki resmi politikanın son derece yerinde olduğu kanaatindeyiz.

Ancak konunun çok önemli bir yönü daha vardır ki, şimdiye dek yeterince ele alınmamıştır. Bu, Kıbrıs Türkü'nün Türkiye'ye ve Türk milli kimliğine olan bağlılığı meselesidir. Adadaki Türk varlığının devamı, diplomatik ve siyasi tedbirlerin ötesinde, kendisini "Türk" olarak hisseden, bu kavramın ifade ettiği milli ve manevi değerleri benimsemiş bir halkın varlığına bağlıdır. Bu sosyolojik mesele, aslında konunun en can alıcı noktasını oluşturmaktadır. Adada, Türklük kimliğini tam olarak sahiplenmiş bir halk olmazsa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin veya bir başka yapı içinde de olsa egemen bir Türk yönetiminin varlığı da anlamsız hale gelir.

Lefkoşa Mitingleri ve Kimlik Erozyonu

Bu konuyu incelerken, öncelikle Kıbrıs'taki Türk halkının 19. yüzyıldan bu yana sürdürdükleri kahramanca direnişin hakkını teslim etmek gerekir. Kıbrıs Türkü, aynen bir zamanlar Balkanlar'ın en uç noktalarında Osmanlı'yı temsil eden Türkmenler gibi, Kıbrıs'ta Türklük adına bir uç beyliği olmuştur. Adayı Rumlaşmaktan, Rum yayılmacılığına yem olmaktan korumuş, Kıbrıs'taki Müslüman ve Türk varlığını göğüslerini siperek ederek muhafaza etmişlerdir. Kıbrıs Türkü'nün bu kahramanca direnişini ve başta Sayın Rauf Denktaş olmak üzere bu direnişin mücahidlerini saygı ve sevgiyle anmak, her Türk'ün görevidir.

Ancak Kıbrıs'ı Rumlaştırmak isteyen güçler, önlerindeki en büyük engel olan söz konusu güçlü Müslüman Türk kimliğini erozyona uğratmayı hedeflemektedirler. Kıbrıs'ta 2003 yılı başlarında yaşanan bazı gelişmeler ise, bu sinsi hedefte bazı mesafeler kat edildiğini göstermektedir.

Bu dönemde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın gündeme getirdiği plana destek vermek, KKTC yönetimini bu planı kabul etmeye davet etmek için Kuzey Kıbrıs'ta bir dizi girişim düzenlenmiştir. Bunların en önemlileri, Lefkoşa'da düzenlenen iki ayrı mitingdir. Bu mitinglerin her ikisinde de "Kıbrıs'ta çözüm" çağrısı yapılmış, ancak haklı gibi gözüken bu çağrının altında bazı vahim mesajlar da verilmiştir. Mitinge katılanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığına dolaylı da olsa karşı çıkmışlar, adada Rumlar ile ortak bir yönetim kurulması, Birleşmiş Milletler'in öne sürdüğü -ve Türk tarafına pek çok dezavantaj getiren- planın itirazsız kabul edilmesi çağrısında bulunmuşlardır. Atılan sloganlarda "Avrupa Birliği vatandaşlığı" ön plana çıkmış, "Müslüman Türk" kimliği üzerinde en ufak bir vurgu yapılmamıştır. Mitinglerin sembolik manzarası da dikkat çekicidir: Sayın Denktaş'ın Bayrak Televizyonu'ndaki açıklamalarında da vurguladığı gibi, mitinglerde hiç KKTC bayrağı açılmamış, Türk bayrağı dalgalandırılmamış, bunların yerine Avrupa Birliği bayrakları tercih edilmiştir. Hatta ikinci mitingde 1974 öncesinde var olan, Rum egemenliğindeki birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı açılmıştır ki, her ne kadar tepki üzerine indirilmişse de, bu hareket adadaki "Türk kimliği"nin bekası açısından endişe verici bir alamettir.

Bu mitinglere katılanların sayısının 30 bine kadar çıktığı yönünde tahminler vardır. Adanın Türk nüfusunun 150 bin civarında olduğu düşünülürse, bu rakamın oldukça kayda değer olduğu görülebilir. Bu mitingleri ve bunlara katılan kitleyi küçümsemek, göz ardı etmek, mümkün değildir.

Yapılması gereken, ortada ciddi bir "kimlik erozyonu" olduğu gerçeğini kabul etmek ve bunun çözümlerini aramaktır.

Bir kimlik erozyonunun yegane çözümü ise, o kimliği oluşturan değerlerin güçlendirilmesinden geçmektedir.

Kıbrıs'taki Psikolojik Savaş

Bilim Araştırma Vakfı, söz konusu kimlik erozyonunun güçlü bir kültürel eğitim kampanyası ile karşılanması gerektiği kanaatindedir.

Bunun için de öncelikle kimlik erozyonunun kaynaklarını tespit etmek gerekmektedir.

Öncelikle bu erozyonun kendiliğinden gelişen bir olgu olmadığını belirtmek gerekir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ve adadaki Türk varlığını zayıflatmak için on yıllardır sistemli bir kampanya yürütülmektedir. Rumlar ve adayı Rum egemenliğinde görmek isteyen bazı Batılı mihraklar, Kuzey Kıbrıs Türkleri arasında olup da milli ve manevi değerlerini yitirmiş bazı insanları da kullanarak, Türk kesiminde yıkıcı propaganda ve psikolojik savaş yürütmektedirler. Özellikle 1974 öncesindeki Rum mezalimine tanık olmamış olan genç kuşak, bu propagandanın en önemli hedefidir. Son yıllarda bu propagandaya büyük hız verilmiş, adadaki Türk gençleri Batılı ülkelere götürerek, seminer adı altındaki bazı endoktrinasyon programlarına tabi tutulmuştur.

Bu kampanyanın en önemli boyutu ise medya alanındadır. Ne gariptir ki Kuzey Kıbrıs'taki bazı yayın organlarında Türkiye'yi sözde "işgalci devlet" diye tanımlama gafletini gösteren bazı aldatılmış kalemler olmuştur. Bazı gazeteler adeta Rum tezinin sözcülüğünü yapmakta, Türkiye'nin Kıbrıs'la olan ilişkisinin kesilmesini ve KKTC'nin sona ermesini savunmaktadır.

Lefkoşa'daki mitingleri düzenleyen, bu mitinglerle KKTC, Türkiye ve Türklük karşıtı sloganlar atan ve böylece bu mitinglere sadece barış dileğini ifade etmeye gelmiş masum insanlarımızı da kendi saflarındaymış gibi göstermeye çalışanlar, aynı kimselerdir.

Rumların ve Batılı ülkelerin Kıbrıs politikasını yöneten Rum lobisinin birer beşinci kolu gibi faaliyet gösteren bu gibi kişilerin sayısı az, ancak etkileri büyüktür.

Peki nasıl olmaktadır da, Kıbrıs'taki kahraman Türk halkı içinde bir beşinci kol faaliyeti organize edilebilmektedir? Buna alet olanlar kimlerdir?

Bu sorunun cevabını aradığımızda, kaçınılmaz olarak bir takım aşırı sol gruplarla yüzyüze geliriz.

Komünist ideoloji, Kıbrıs Rumlarından Türk kesimine bulaşmış bir ideolojidir. Bu ideolojinin Rumlar arasındaki temsilcisi olan Kıbrıs Komünist Partisi AKEL, ne ilginçtir ki aynı zamanda koyu Yunan milliyetçisi ve Enosis yanlısıdır. AKEL'in ideolojisinden etkilenen bazı Kıbrıslı Türkler ise, milli bilinçlerini yitirerek, enternasyonalizm adına aslında bilmeden Rum menfaatlerine hizmet eder hale gelmişlerdir. AKEL'in Kuzey Kıbrıs'taki uzantısı sayılabilecek olan bazı organizasyonlar, Türklük ve Türkiye aleyhine propaganda yürütür durumdadır. Bir zamanlar Sovyet Rusya tarafından desteklenen bu aşırı sol gruplar, komünizmin yıkılmasının ardından, Kıbrıs üzerinde Yunan egemenliğini destekleyen Batılı güçlerin yönlendirmesi altına girmiştir.

İşte KKTC'nin lağv edilmesi, Kıbrıs'ın Rum egemenliği altında birleşmesi gibi görüşleri savunan Türkler, genelde hep söz konusu aşırı sol kesimin üyeleri veya bu kesimin telkinlerinin etkisinde kalan insanlardır.

Bilim Araştırma Vakfı, sorunun bu fikri ve ideolojik yönüne büyük önem vermekte, çözümün de buradan geçtiğine inanmaktadır.

Komünizm, Materyalizm ve Toplum

Komünist ideoloji, sadece Kıbrıs Türkü için değil, tüm Türk Milleti için de önemli bir meseledir. Komünist ideolojinin, 1960'lı ve 70'li yıllarda Türkiye'yi büyük bir terör ve anarşi ortamına sürüklediği malumdur. 1980'lerde ve 90'larda ise, aynı ideoloji, koyu bir etnik milliyetçilikle de birleşerek, Güneydoğu'daki kanlı terör örgütünü ortaya çıkarmış ve beslemiştir.

Bugün Sovyetler Birliği'nin tarihe karışmış olması ve tek kutuplu bir dünyada yaşamamız, komünist ideolojinin bir tehlike olmaktan çıktığı anlamına gelmemektedir. Marksist ideoloji, hala pek çok ülkede, devlete ve toplum düzenine karşı çıkan radikal örgütler üretmeye ve bir tehdit kaynağı olmaya devam etmektedir.

Bu nedenledir ki Bilim Araştırma Vakfı, 1990'lı yılların ortalarından bu yana, komünist ideolojiye karşı kapsamlı bir fikri mücadele yürütmektedir. Bu fikri mücadelenin en önemli yönü ise, komünist ideolojinin felsefi dayanağına, yani materyalist felsefeye karşı verdiğimiz mücadeledir.

Materyalizm, Marx, Engels, Lenin gibi komünist ideologların en çok üzerinde durdukları kavramdır. Sadece maddenin varlığının kabul edilmesini, Allah'ın varlığının ve tüm manevi değer ve kavramların reddini gerektirir. Komünist militanları komünist yapan, her şeyden önce bu materyalist felsefeye olan inançlarıdır. Bu nedenledir ki, materyalist felsefenin çürütülmesi, komünizm tehdidinin de nihai olarak ortadan kaldırılması anlamına gelecektir.

Bunun yanı sıra, materyalizmin toplumlara getirdiği tek zarar komünizm de değildir. Materyalist felsefe, insanları tüm manevi değerlerden kopardığı için, aynı zamanda ahlaki bir dejenerasyona da kapı açar. Materyalizmin egemen olduğu bir toplumda, din, ahlak, aile değerleri, vatanperverlik gibi ulvi kavramlar giderek zayıflar ve sonunda yok olur. Büyük Önder Atatürk, bu gerçeğe "dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur" diyerek dikkat çekmiştir.

BAV'ın Çalışmaları

Bilim Araştırma Vakfı bu gerçeklerin bilincinde olduğu için, Devletimizin ve Milletimizin bekası için çok temel bir mesele olarak gördüğü bu tehlikeye, yani materyalizme karşı fikri bir mücadele vermiştir ve vermeye devam etmektedir.

BAV, materyalist felsefenin ve Karl Marx'ın deyimiyle, onun en önemli bilimsel dayanağı sayılan Darwin'in evrim teorisinin geçersizliğini milletimize anlatmayı bu nedenle kendisine görev edinmiştir. Vakıf, bu amaçla geçtiğimiz yıllar içinde Türkiye tarihinde eşi görülmemiş bir kitlevi eğitim seferberliği yürütmüştür:

1) 1998 yılından bu yana Evrim Teorisinin Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği başlıklı BAV konferansları, Edirne'den Ardahan'a kadar Türkiye'nin hemen hemen tüm illerinde ve pek çok büyük ilçesinde düzenlenmiştir. 500'ü aşkın konferansa ve 1000'in üzerinde multivizyon gösterimine toplam 300 binden fazla vatandaşımız katılmış, anlatılan gerçekleri büyük bir ilgi ve coşkuyla izlemiştir.

2) Bilim Araştırma Vakfı sözcüleri sadece Türkiye'de değil; Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Kanada, Almanya, Endonezya, Malezya, Singapur, Azerbaycan, Brunei, Hollanda gibi pek çok önemli ülkede, tüm izleyenlerin Türklere ve Türkiye'ye olan hayranlıklarını artıran başarılı ilmi konferanslar tertip etmişlerdir. Bir köşeyazarımız (Sn. Hüseyin Üzmez), BAV'ın uluslararası çalışmalarının anlam ve önemini şöyle ifade etmektedir:

(BAV) adı altında gençler, kendilerini İslâm Türk Mefkûresine vakfetmiş durumdalar. Yurt içi ve yurt dışında, yani dünyanın her tarafında konferanslar veriyorlar. Gittiğimiz her yerde onların faaliyet ve başarılarını duyuyoruz. Turizm ve Tanıtma Bakanlığının işini adeta tek başına onlar yapıyorlar.

3) BAV; evrim teorisinin çöküşü, materyalist felsefenin geçersizliği, milli ve manevi değerlerin önemi, ahlakın birey ve toplum yaşamındaki önemi gibi son derece önemli konularda bugüne kadar pek çok kültürel eğitim programı düzenlemiş, süreli yayınlar çıkarmıştır. Vakıf camiası mensupları; günlük gazetelerdeki yazılar, televizyonlardaki kültürel programlar, belgesel filmler, internet siteleri ve teknolojinin sağladığı tüm imkanları seferber ederek, inandığı mukaddes değerleri toplumumuza sunmaya ve bunlara yönelik fikri tehditlere cevap vermeye çalışmışlardır.

Bilim Araştırma Vakfı'nın yürüttüğü ve yürütmeye devam ettiği tüm bu kültürel hizmetler, ülkemizin bugününe ve geleceğine önemli bir katkı sağlamıştır. Özellikle genç neslimizin pek çok fikri buhranla yüzyüze olduğu, değer yozlaşması içinde bocaladığı bir devirde, BAV camiası, çağın gerekleriyle uyum içinde bir dindarlık ve vatanperverlik anlayışı ortaya koyarak pek çok insanımıza moral kaynağı olmuştur.

Bilim Araştırma Vakfı'nın Kıbrıs meselesine bakışında da söz konusu kültürel değerleri temel alan yaklaşım egemendir. BAV, Türkiyemizi hedef alan değer yozlaşmasının ve kimlik erozyonunun adadaki soydaşlarımızı da hedef aldığını düşünmektedir. Ve bu tehditlere karşı tüm Türkiye çapında yürüttüğümüz kültürel hizmetin benzerlerinin, Kıbrıs'ta da yürütülmesi gerektiği kanaatindeyiz.


1998 yılından bu yana Evrim Teorisinin Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği başlıklı BAV konferansları, Edirne'den Ardahan'a kadar Türkiye'nin hemen hemen tüm illerinde ve pek çok büyük ilçesinde düzenlenmiştir. 500'ü aşkın konferansa ve 1000'in üzerinde multivizyon gösterimine toplam 300 binden fazla vatandaşımız katılmış, anlatılan gerçekleri büyük bir ilgi ve coşkuyla izlemiştir.

Kıbrıs İçin Kültürel Kampanya

Bu kültürel hizmetlerle, Kuzey Kıbrıs Türkü; sahip olduğu Türk kimliği, Müslüman kimliği ve Osmanlı mirası konusunda modern kitle iletişim araçlarıyla bilinçlendirilmelidir. Müslüman-Türk kimliğinin neden bir gurur ve şeref vesilesi olduğunu, bu kimliği taşıyan insanların asırlar boyunca tüm dünyaya nasıl nizam verdiğini kavramalıdırlar.

Bu kampanya çerçevesinde:

1) Kıbrıs'ın tüm gazete ve dergilerinde ve başta Kıbrıs resmi devlet televizyonu Bayrak TV'de ve Bayrak Radyo'da yoğun bir kültürel seferberlik yürütülmeli; Türk tarihi, Osmanlı tarihi, Müslüman-Türk ahlakı, 1974 öncesinde Kıbrıs'ta yaşanan olaylar, 1974'teki Barış Harekatı'nın Kıbrıs halkına kazandırdıkları gibi önemli konular; açık, anlaşılır, düzeyli ve kaliteli yazı ve yapımlarla halka anlatılmalıdır.

2) KKTC'nin dört bir yanında, özellikle üniversitelerde konferanslar düzenlenmeli, üstte sayılan konular insanlara yüzyüze anlatılmalı, onların bu konudaki görüşleri değerlendirilmeli, soruları yanıtlanmalıdır.

3) Kuzey Kıbrıs halkının bir bölümünü rahatsız eden birtakım hatalı politikalar ve uygulamalar varsa, bunlar da bir an önce düzeltilmeli, halkın KKTC'ye ve Türkiye'ye olan güvenini perçinleyecek sosyal politikalar geliştirilmeli, insanların sorunlarına çözümler getirilmeli, bu çözümleri "Güney'le entegrasyon"da aramaktan kurtarılmalıdırlar. Devlet yönetiminde, halka karşı şefkat ve anlayış egemen olmalı, sorunları olan kesimlerle yakından ilgilenilmeli, Kıbrıs'ın gelişimi için girişimcilerin önüne fırsatlar açılmalıdır.

Bu konularda Devletimizin ve KKTC'nin sivil toplum örgütleriyle iş birliği yapması gerektiği ise açıktır. Devletimiz kuşkusuz gerekli politikaların belirlenmesi ve uygulanması konusunda gerekeni yapacaktır, ancak kültürel kampanyalar en iyi ve etkili biçimde gönüllü sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülebilir. Bu konuda tecrübe ve birikim sahibi olan vakıf ve dernekler, göreve çağrılmalı ve desteklenmelidir.

Bilim Araştırma Vakfı, bu konuda üzerine düşen görevi yapmaya, tüm Türkiye'de büyük bir azim ve hizmet aşkıyla yürüttüğü kültürel eğitim kampanyalarını Kuzey Kıbrıs'ta da yürütmeye taliptir.

Eğer bu çalışmalar başarılı ve etkili bir biçimde yürütülür, Devletimiz bunun için gerekli desteği sağlarsa, o zaman Kuzey Kıbrıs'taki "kültür erozyonunun" da kısa sürede önü alınacaktır. Ve Kuzey Kıbrıslı soydaşlarımız, kendilerini Avrupa Birliği bayrağı açmaya iten yanılgıdan sıyrılarak, yeniden Ay-Yıldız altında onur, mutluluk ve güven bulacaklardır.

Kıbrıs İçin Gerekli Kültürel Politikalar

Kıbrıs konusunda yürütülmesi gereken politika sadece siyasi ve diplomatik boyutta değildir. Aynı zamanda ekonomik ve kültürel alanlarda da Kıbrıs'ın Türk halkını kalkındıracak, güçlendirecek, motive edecek atılımlar gerekmektedir. Avrupa Birliği'ne katılması -her ne kadar resmen imzalanmamış olsa da- kesinleşen Güney Kıbrıs, adadaki bazı soydaşlarımız için cazip hale gelmeye başlamıştır. Bunun dejenere edici bir faktör haline gelmesinin önünü kesmek için, Kıbrıs Türkü'nü hem sosyo-ekonomik yönden kalkındırmak hem de milli ve manevi değerlerini güçlendirerek Türkiye'ye ve Müslüman-Türk kimliğine olan bağlılığını perçinlemek gerekmektedir.

Kuzey Kıbrıs'ta geçtiğimiz günlerde düzenlenen bazı mitingler, adadaki Türk halkının bir bölümünün bazı mevcut politikalardan memnuniyet duymadığını göstermektir. Buna karşı yapılması gereken, bu memnuniyetsizliğe neden olan sorunları gidermek, halkın KKTC yönetimine yeniden güven duymasını sağlayacak politikalar geliştirmektir.

Bunun için, Kıbrıs Türklerinin; kalkınmış ve müreffeh bir Güney Kıbrıs ile ekonomik yönden zor durumda olan, ve pasif bir Kuzey Kıbrıs manzarası arasında kalmak ikileminden kurtarılması gerekir. Aksine, Kıbrıs Türkü, çağdaş, modern, kalkınmış ve aynı zamanda milli ve dini kimliği çok güçlü bir model görmeli, bu modeli benimsemelidir. Milletlerin, özellikle de küçük toplumların eğilimlerinde psikolojinin yeri büyüktür. Kıbrıs Türk toplumunun güçlenmesi, psikolojik yönden güçlenmesine bağlıdır ve bu da saydığımız ekonomik ve kültürel politikaların hayata geçirilmesiyle gerçekleşecektir.

Bu konuda önemli bir görev de medyaya ve sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Kıbrıs milli bir davadır ve herkesin bu davada milli çizgide hareket etmesi, Devletimizin belirlediği politikalara destek olması gerekir. Kıbrıs Türkü, adadaki varlığını canı gönülden destekleyen, milli ve dini bir kardeşlik duygusu içinde kendisiyle tek yürek olup haklarını var gücüyle savunan bir anavatan görmelidir. Bu ruhu yaşamak ve yaşatmak, milletini ve devletini seven herkesin görevidir.

ÖNSÖZ
KIBRIS SORUNUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ
KIBRIS'TAKİ RUM VAHŞETİ
KIBRIS'TA KÜLTÜREL ÇÖZÜM:MİLLİ VE MANEVİ UYANIŞ
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-1 İSTANBUL
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-2 ANKARA
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-3 LEFKOŞA

 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt