EVRİM TEORİSİNİN MİKROBİYOLOJİK ÇÖKÜŞÜ

EVRİMİN EN BÜYÜK AÇMAZI
CANLI HÜCRESİ

Uçakla büyük bir şehre iniş yaparken aşağıda görünen manzara son derece çarpıcıdır: Birbiriyle planlı bir şekilde kesişen sokaklar, caddeler, anayollar, yolların kenarında düzgün bir biçimde sıralanmış binalar, fabrikalar, farklı farklı tesisler, şehri bir ağ gibi saran enerji ve haberleşme hatları, yaklaştıkça daha çok belirginleşen pekçok detay ve şehrin her noktasında aralıksız devam eden bir hareketlilik... Özellikle uçağa ilk binen bir kimse insan zekasının ve emeğinin ürünü olan bu düzenli, planlı ve aynı zamanda karmaşık şehrin görünümü karşısında etkilenmeden edemez.

Bu görünümden etkilenen insan, eğer kendi vücudundaki milimetrenin 100'de biri büyüklüğündeki hücrelerden birini bu şehrin boyutlarında büyütebilme imkanı olsaydı, göreceği manzara karşısında hayretler içinde kalacaktı. Çünkü, şehirle aynı karmaşıklıkta bir düzen, çok ince tasarlanmış bir plan ve bitmek tükenmek bilmeyen bir faaliyetle karşılaşacaktı.


İnsanoğlunun Karşılaştığı En Kompleks Yapı...

Gerçekten de mikroskobik bir canlı hücresi, çalışma sistemleri, enerji üretimi, haberleşmesi, ulaşımı ve yönetimiyle, büyük bir şehirle eşit düzeyde bir tasarıma ve kompleksliğe sahiptir. İnsanoğlu içinde yaşadığı şehri kendisi imar etmiştir ancak, kendi vücudunu meydana getiren ve herbiri birer yaratılış mucizesi olan yaklaşık 100 trilyon hücrenin hiçbirinin oluşumuna ve gelişimine katkısı olmamıştır. Katkısı olmadığı gibi, bedeninin mikroskobik boyutlarında her saniye gerçekleşen milyonlarca işlemin farkında bile olmadan yaşamını sürdürür.

Binaların yapıtaşı olan tuğlaların görevini hücrede pekçok sayı ve çeşitteki proteinler görür. Şehrin binalarındaki tuğlalar genelde birkaç çeşitten fazla değildir, fakat canlı hücresinin yapıtaşı olan proteinlerin binlerce çeşidi vardır. Bu proteinlerin herbiri kendinden çok daha küçük moleküllerin yüzlerce, kimi zaman binlercesinin özel bir sayı, çeşit ve sıralamada dizilmeleriyle meydana gelir. Proteinler hücrenin ve hücrenin içindeki binlerce organelin yapıtaşlarıdır.

Hücredeki organel adı verilen bu küçük parçacıklar şehirdeki binaların karşılığıdır. Organellerin kimisi hücrenin ve tüm vücudun yaşamı için gerekli olan proteinlerin ve proteinlerden oluşan enzimlerin, hormonların üretildiği fabrikaları oluşturur; kimisi hücrenin pekçok karmaşık faaliyetinde gereken enerjinin üretildiği santrallerdir; kimisi dışarıdan gelen hammaddeleri hücrede kullanılacak biçimde ayrıştıran gelişmiş laboratuvar ve rafinerilerdir; kimisi de depolama işlemlerinde kullanılır. Bunların yanısıra hücrede, bir bölgeden diğerine hammaddeleri ve ürünleri nakleden içiçe geçmiş ulaşım ağları, boru hatları ve taşıma sistemleri bulunur.

Hücrenin merkezinde yer alan çekirdekte, sağlam koruma altına alınmış bir bilgi bankası bulunur. Bu bilgi bankası hem bu hücrenin hem de vücuttaki diğer tüm hücrelerin yapıları ve ihtiyaçları hakkındaki her türlü bilgiyi içerir. DNA adı verilen bu bilgi bankası milyarlarca şifreyi barındıran dev, kompleks bir moleküldür. DNA molekülündeki bilgi kapasitesi, herbiri 500 sayfalık yaklaşık 900 cilt kitap içeren bir kütüphaneyle eşdeğerdir. Her hücre vücuttaki görevine ve faaliyetlerine göre bu bilgi bankasından gerekli olan bölümü kullanır.

Hücre, içindeki tüm organeller, sistemler, hücrenin sıvısı ve malzemeleriyle birlikte, hücre zarı adı verilen bir zar tarafından çevrelenir. Fakat bu hiç de öyle basit bir zar değildir. Hücreyi birarada tutması, hücrenin güvenliğini sağlamasının yanı sıra bu zarın akıllı ve bilinçli bir şekilde karar verme yeteneği vardır. Zarın üzerinde bulunan ve adeta bir bilgisayar hassasiyetinde işlem gören uzmanlaşmış hücre zarı proteinleri her an hücrenin içindeki ihtiyaçlar, fazlalıklar, ve hücrenin dışındaki gerekli veya zararlı maddeler hakkında bilgi edinir ve buna göre hücrenin içine alınacak veya dışına gönderilecek malzemelerin giriş-çıkış kontrollerini yaparlar. Hücre zarının bu akıllara durgunluk veren bilinçli hareketleri bilim adamlarını yaşayan en küçük canlı biriminin hücre değil, belki hücre zarı olabileceği düşüncesine yöneltmiştir.

Yağ ve protein moleküllerinden meydana gelmiş br katman olan hücre zarının bu tür akılcı hareketlerinin ve bilinçli kararlarının kendisinden kaynaklanmadığı açıktır. Bu durum yalnızca hücre zarı değil, hücredeki tüm organeller için geçerlidir. Bunlar, değil düşünecek, karar verecek bir beyne, bir sinir sistemine bile sahip olmadıkları halde kendilerinden beklenmeyecek türden karmaşık işleri başarırlar, ince hesaplar yapar, hayati kararlar alırlar. Çünkü, bunların herbiri yalnızca kendilerini kusursuzca yaratan ve hayatta tutan Allah'ın ilham ettiği emirleri yerine getirmektedir. Bu ilahi kural Talak suresinin 12. ayetinde şöyle belirtilmektedir:

    Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.

Buraya kadar hücrenin içindeki belli başlı yapıları ve sistemleri en kaba hatlarıyla özetledik. Gerçekte, hücrenin her fonksiyonu ayrı birer kitap konusu olan ayrıntılar ve karışık işlemler içerir. Yalnızca tek bir proteinin üretilmesi bile son derece kompleks işlemlerin gerçekleştiği, pekçok enzimin birbiriyle uyumlu ve bağlantılı olarak çalıştığı, sayısız ara aşamalardan, organizasyonlardan oluşan bir olaylar zinciridir.

Hücrenin içindeki binlerce küçük organel her saniye binlerce karmaşık işlem gerçekleştirir. Bu işlemler sırasında her an binlerce enzim görev yapar, bütün organeller birbirleriyle kusursuz bir uyum ve işbirliği içinde çalışır, hiçbiri bir diğerinin faaliyetini engellemez. Bu organeller sahip oldukları mikroskobik boyutlara rağmen herbiri en az bir fabrika ya da laboratuvar kadar kompleks ve özelleşmiş yapılara sahiptir. Tüm bu özelliklerinden dolayı hücre, bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en kompleks yapı ünvanını taşımaktadır.

Evrim Teorisi'nin En Karanlık Noktası...

Halen keşfedilmemiş pekçok sırrı içinde barındırmayı sürdüren hücre, evrim teorisinin en büyük açmazını oluşturur.

Neden mi? Çünkü evrim teorisi canlıların Allah tarafından yaratıldığı gerçeğini inkar eden bir felsefeden yola çıktığı için, bu gerçeğin yerine öne sürecek uydurma bir model bulmak zorunda kalmıştır. Bulduğu uydurma model ise tesadüflerdir. Dolayısıyla evrim, canlılığın en temel yapıtaşı olan hücrenin var oluşunu da ancak bu tesadüf modeliyle açıklamak durumundadır. Oysa, az önce yapısı ve özellikleri hakkında sadece başlıklar halinde verdiğimiz birkaç örnek dahi hücrenin hiçbir tesadüf ve rastlantıyla açıklanamayacak mükemmellikte, üstün ve kusursuz bir yaratılış mucizesi olduğunu ortaya koymaya yeterlidir. Zaten Allah'ın sonsuz aklı ve bilgisi karşısına "tesadüf" gibi bir alternatifle çıkan evrim teorisi daha en başından yenilmiş ve küçük düşmüş bir iddia olarak yola çıkmaktadır.

Bu durumun evrim teorisi için çok büyük bir çıkmaz olduğunun evrimciler de farkındadırlar. Nitekim ünlü Rus evrimci bilim adamı Alexander I. Oparin, Origin of Life isimli kitabında bu kaçınılmaz gerçeği, "maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin bütününü içine alan en karanlık noktayı teşkil etmektedir” şeklinde ifade etmektedir.

Canlı bir hücrenin yaşamını sürdürebilmesi ve işlevlerini yerine getirebilmesi için bütün parçacıklarının ve sistemlerinin kusursuz ve eksiksiz olarak birarada ve yerli yerinde bulunması şarttır. Tek bir organeli dahi eksik ya da tamamlanmamış olan bir hücrenin hayatta kalması ve çoğalarak neslini sürdürmesi mümkün değildir.

Örneğin yalnızca mitokondrileri eksik olan bir hücre enerji üretemez ve hiçbir fonksiyonunu yerine getiremeyerek anında ölür; veya proteinlerin üretildiği ribozom adındaki organel bulunmasa, hücre kendini yenileyemez ve çok kısa bir sürede yok olur. Çekirdekteki DNA molekülü eksik olsa hücre tek bir proteinin üretim bilgisine bile sahip olamayacağı için bunları üretemez. Mesajcı-RNA molekülü eksik olsa DNA'daki bilgi ribozomlara aktarılamayacağı için yine protein üretimi gerçekleşemez. Taşıyıcı-RNA molekülü olmasa ribozomlara protein sentezi için gerekli olan amino asit molekülleri taşınamaz. Hücre içi hammaddelerin ve organellerin yüzdüğü sitoplazma diğer bir deyimle hücre sıvısı olmasa hücre hiçbir işlevini gerçekleştiremez. Hücre zarı olmasa zaten hücre diye bir kavram olmaz. Bu örneklerdeki gibi, hücrenin her türlü parçasının eksikliği hücrenin ya hiç varolmamasına ya da varlığını sürdüremeden ve çoğalamadan yok olup gitmesine sebep olur.

Bu nedenlerle, eğer hücre evrim sonucu meydana gelmiş olsaydı, milyonlarca parçasının tesadüflerle aynı anda ve aynı yerde birarada oluşmuş olması, bunların da hiç vakit kaybetmeden belli bir plan ve tasarım içinde birleşmesi gerekirdi. Ancak akli dengesi yerinde olan hiçbir insan böyle bir olayın tesadüflerle gerçekleştiği gibi bir iddiada bulunamaz.

Elektron Mikroskopları hücredeki yaratılış
mucizesini gözler önüne serdi

 

 

Ortada; hücre içindeki madde ulaşımını sağlayan "Endoplazmik Retikulum” isimli organel ve bu organelin elektron mikroskobuyla elde edilmiş bazı görüntüleri. Sağda, 20. yüzyılın ortalarında keşfedilen elektron mikroskobu hücrenin derinliklerini ve hücre içindeki organellerin en ince ayrıntılarını gözler önüne serdi. Hücrenin önceden sanıldığı gibi ilkel ve basit bir yapı olmadığı ortaya çıktı. Böylece bir canlı hücresinin, tesadüflerle meydana gelmesinin kesinlikle imkansız olduğu da anlaşılmış oldu. Sağda hücre zarından bir kesit ve hücreye giriş-çıkışları denetleyen farklı yapı ve özelliklere sahip hücre zarı proteinleri.

Laboratuvarlarda Bile Üretilemiyor...

İngiliz matematikçisi Sir Fred Hoyle, kendisi de bir evrimci olmasına rağmen, 12 Kasım 1981 tarihli Nature dergisinde yer alan bir açıklamasında, tesadüfler sonucu hücre gibi kompleks bir yapının meydana gelmesiyle, bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parçalarla tesadüfen bir Boeing 747 oluşmasının aynı ihtimale sahip olduğunu belirtmiştir.

Evrimciler çaresiz bir inatla, canlılığın ilkel dünya ortamında tesadüfler sonucu meydana gelen bir canlı hücreyle başladığını savunurlar. Oysa, ilkel dünya şöyle dursun, günümüzün en ileri teknolojiye sahip laboratuvarlarında bile canlı bir hücre yapay olarak üretilememiştir. Olabilecek en kontrollü ortamda, her türlü imkan ve teknoloji kullanılarak, zeki ve bilinçli bilim adamlarının başaramadığı bir işi, ilkel dünya ortamının kontrolsüz doğal şartlarının, fırtınanın, yağmurun, çamurun, yıldırımların başardığını savunmak gerçekten de evrim teorisinin içine düştüğü aczin ve ümitsizliğin çok güzel bir göstergesidir. Böyle bir düşüncenin hiçbir bilimsel ya da mantıklı yaklaşımla ilgisi yoktur. En basit ihtimal hesapları, en bilinen fizik ve kimya kanunları bile, değil canlı bir hücrenin o hücrenin yapıtaşı olan proteinlerden tek bir tanesinin bile tesadüfler sonucu oluşamayacağını bilimsel olarak kanıtlamıştır.

Bu durumda, gelmiş geçmiş milyonlarca canlı türünün varlığına ve çeşitliliğine gerçek-dışı senaryolar üretmeye çalışan evrim teorisinin daha canlılığın ilk ortaya çıkışı aşamasında tıkandığı ve daha fazla ileri gitme şansının kalmadığı çok iyi anlaşılmalıdır. Henüz hücrenin hatta hücreyi meydana getiren proteinlerin,

hatta proteinleri meydana getiren amino asitlerin dahi meydana gelişini açıklayamayan bir teorinin canlılığın diğer safhaları hakkında ahkam kesmesi son derece gülünç bir tutumdur.

Sonuçta canlılığın en küçük parçasının dahi tesadüfler sonucu ortaya çıkması mümkün değildir. Tüm canlılar, cansız varlıklar da dahil olmak üzere, Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından yaratılmışlardır ve O'nun üstün kudret, ilim ve sanatının birer eseridirler.

Bir sonraki sayımızda, hücrenin derinliklerine inerek hücrenin yapıtaşı olan proteinlerin kompleks yapı ve işlevlerini ele alacak, evrim teorisinin bu konudaki çaresizliğine de tanık olacağız.

DARWİN ZAMANINDAKİ İLKEL BİLİM DÜZEYİ
Darwin döneminde bilim dünyası, hücrenin yapısı ve fonksiyonları hakkında son derece yüzeysel bir bilgiye ve anlayışa sahipti. O dönemin ilkel mikroskopları altında canlı hücresi basit bir leke gibi görülüyordu. Bu nedenle, hücrenin doğal şartlarla, kendi kendine kolayca oluşabileceği gibi batıl bir zihniyet hakimdi. İşte Darwin böyle batıl bir zihniyetten yola çıkarak evrimci düşüncelerini ortaya atma cesareti buldu. Eğer Darwin elektron mikroskobu gibi bir teknolojiye sahip olsaydı, hücredeki ve hücrenin organellerindeki akıl almaz karmaşıklığa bizzat şahit olacaktı. İçiçe geçmiş böyle muhteşem bir sistemin, kendi iddia ettiği gibi, küçük küçük değişimlerle meydana gelemeyeceğini gözleriyle görecekti. Eğer biyomatematik gibi bir bilim dalından haberi olsaydı, değil hücrenin, tek bir protein molekülünün bile rastlantı ve tesadüflerle oluşamayacak kadar kompleks yapılar olduğunu anlayacaktı. Darwin’in, varsayımlarını öne sürdüğü dönemde "genetik", "mikrobiyoloji", "biyomatematik" gibi bilim dallarının daha hiçbiri ortada yoktu. Sözünü ettiğimiz bilimler eğer Darwin’in bu tezinden daha önce keşfedilmiş olsaydı, Darwin, teorisinin tamamen bilim dışı olduğunu görecek ve böyle anlamsız bir iddiaya kalkışmayacaktı. 

İşte tüm canlılığın ilkel dünya şartlarında rastlantılar eseri oluşan bir canlı hücreyle başladığı safsatasını öne süren evrim teorisi bu ilkel bilim anlayışı altında ortaya atıldı. Kısa bir süre sonra, gelişen bilim ve teknolojiyle, teorinin bütün tezlerinin bilimsellikten çok uzak gerçek-dışı iddialar oldukları birer birer ortaya çıksa da iş işten geçmişti. Çünkü yıllar öncesinden sırtlarını bu teoriye dayamış ve bu teoriyle kendilerine sözde bilimsel bir geçerlilik sağlamak isteyen ideolojik çevrelerin artık bu teoriden vazgeçme şansları kalmamıştı. Buna hiç niyetleri de yoktu. Bu nedenle teori her ne pahasına olursa olsun sayısız yalan, çarpıtma, sahtekarlık, aldatmaca, göz boyama, telkin, beyin yıkama yöntemiyle yamanmaya ve ayakta tutulmaya çalışıldı. Bu boşa gayret, bugün de kaçınılmaz sonuna doğru umutsuz çırpınışlarla süregitmektedir.


Hayatın Gerçek Kökeni: Yaratılış 
Anne Sütü Mucizesi
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm=Ateizm

Evrimin En Büyük Açmazı: Canlı Hücresi

Mucize Kelebek: Monark

Yaşadığımız Gezegen
Fosil Kayıtlarındaki Yaratılış Delili: Kambriyen Patlaması 

Aydınlık Ekibi Gerçekleri Görmemekte Daha Ne Kadar Direnecek?

Avcı Bitki: Venüs
Arı Taklidi Yapan Orkide
YAYINLAR

 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt