16 Ağustos 1998 tarihli Aydınlık Dergisi'nde yayınlanan bir yazı hakkında Bilim Araştırma Vakfı'nın gönderdiği metni yayınlıyoruz...

AYDINLIK EKİBİ GERÇEKLERİ GÖRMEMEKTE
DAHA NE KADAR DİRENECEK?

Doğu Perinçek'in başını çektiği Aydınlık Dergisi'nin 16 Ağustos 1998 tarihli sayısında Nezahat Güventürk imzalı "Evrim Teorisinin Çöküşü" başlıklı bir makale yayınlanmıştır.

Sözkonusu makalenin her satırında Türk Milleti'nin milli, manevi ve mukaddes değerlerine saldırılmış, Türk halkının dini duyguları rencide edilmeye çalışılmış, hükümet üyelerimize ve değerli siyaset adamlarımıza çirkin ithamlarda bulunulmuştur.

1. Yazıda, "Bilim Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen ve çok sayıda yerli ve yabancı bilim adamının katıldığı konferanslarla Evrim Teorisi çürütülmeye çalışılmaktadır" denmiştir.

Bilim Araştırma Vakfı'nın sözkonusu konferanslarında Evrim Teorisi çürütülmeye çalışılmamıştır, çürütülmüştür. Bilim Araştırma Vakfı (BAV), Nisan ayında başlattığı uluslararası konferanslar dizisi ile Evrim Teorisini ele almış, ateist ideolojilerin ürünü olan bu dogmanın mesnetsizliğini bizzat bilim yoluyla ortaya koyarak teorinin çöpe atılmasını sağlamıştır. BAV camiası Türk halkının böyle bir safsata ile kandırılmasına seyirci kalmayarak, Evrim Teorisi'nin geçersizliğini sergilemek amacıyla tanınmış yerli ve yabancı bilim adamlarını ve araştırmacıları biraraya getirmiştir. Bu konferanslarda bilimsel bir platform oluşturularak Evrim Teorisi ele alınmış ve bilimin ilgili her sahasında hiçbir açığa yer bırakmayacak şekilde teorinin geçersizliği gözler önüne serilmiştir.

Ayrıca yine BAV'ın katkılarıyla Evrim Teorisi'nin mesnetsizliğini ortaya koyan bilimsel kitap serileri hazırlanmış ve halkımıza ücretsiz olarak dağıtılmıştır. Bu sayede marksist ve ateist felsefeyi savunanların Yaratılış Gerçeği karşısında ileri sürdükleri bu yegane teori her açıdan geçersiz kılınmış ve savunucuları büyük bir hezimete uğramıştır.

2. Aydınlık Dergisi, yayınında, "Evrim Teorisi din olgusunun en yumuşak karnıdır" iddiasında bulunmuştur.

Evrim Teorisi, dinin değil, materyalist felsefenin yumuşak karnıdır. Çünkü, başta Karl Marx ve Friedrich Engels olmak üzere materyalist felsefenin en önde gelen fikir babaları tarafından da defalarca ifade edildiği gibi, Evrim Teorisi materyalist felsefenin temel dayanağını teşkil etmektedir. Nitekim Karl Marx, Evrim Teorisi'ni ortaya atan Charles Darwin'in kitabı için "bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap, işte bu kitaptır" (F. Engels'e yazdığı 19.12.1860 tarihli mektup) ifadesini kullanmıştır.

Bugün Türkiye'de ateist ideoloji, Evrim Teorisi'nin yıkılışı karşısında panik içinde saldırıya geçmiştir. Bilim Araştirma Vakfi'nın bilimsel girişimlerinin hemen ardından bu dergilerde çeşitli karşı faaliyetler başlatılmış olması, marksist çevrelerin nasıl büyük bir panik içinde olduklarının bir göstergesidir. 

Evrim Teorisi, materyalist felsefenin temeli olduğu için, bu teorinin mesnetsizliğini ortaya koyan her bulgu, materyalist felsefenin ve onunla bağlantılı tüm ideolojilerin de mesnetsizliğini ortaya çıkarmaktadır. İşte Aydınlık Dergisi ile onun paralel yayın organı Bilim ve Ütopya Dergisi'nin Türk Milleti'nin dini ve manevi değerlerine karşı böylesine saldırgan bir tutum sergilemesinin ardında yatan asıl sebep budur. Bugün Türkiye'de ateist ideoloji, Evrim Teorisi'nin yıkılışı karşısında panik içinde saldırıya geçmiştir. BAV'ın bilimsel girişimlerinin hemen ardından bu dergilerde çeşitli karşı faaliyetler başlatılmış olması, marksist çevrelerin nasıl büyük bir panik içinde olduklarının bir göstergesidir.

3
.Aydınlık Dergisi, "İnsanlar, Yaratılış için tanrısal bir masal uydurmuşlar, Adem'i ilk yaratık, kadını Adem'in omurgasından, diğer milyarlarca canlıyı da Adem'in bir taraflarından yaratarak buna inanmışlardır. Çünkü kutsal kitaplar böyle yazmaktadır" ifadelerini kullanmıştır.

Anlaşılan Aydınlık Dergisi "kutsal kitaplar tüm canlıların Hz. Adem'den yaratıldığını söylemektedir" gibi saçma bir cümle kullanırken, tüm canlıların değil insanların türemesini ifade etmeye çalışmaktadır.

Çünkü, bilindiği gibi, Kuran-ı Kerim'de Hz. Adem'in ilk canlı olduğu ve mikroorganizmalardan memelilere kadar tüm canlıların Hz. Adem'den türediği gibi bir açıklama mevcut değildir. Kuran-ı Kerim'de, Hz. Adem'in İLK İNSAN olduğu ve İNSAN NESLİNİN Hz. Adem'den türediği belirtilmektedir.

4. Aydınlık Dergisi'ndeki yazıyı kaleme alan Nezahat Güventürk, "Doğal Seçme Yasası ile Tanrı kelamı asla bağdaşmaz" demektedir.

Bu ifadelerden, sözkonusu muhabirin sadece dinler hakkında değil, Evrim Teorisi ve bilim hakkında da herhangi bir bilgi sahibi olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü kullandığı "doğal seçme" (doğal seleksiyon) kavramının ne anlama geldiğinin farkında değildir. Doğal seleksiyonu hem doğanın her parçasında geçerli bir "kanun" sanmakta, hem de bu mekanizmanın bir evrimleştirme gücü olduğunu zannetmektedir.

Darwin'in ortaya attığı doğal seleksiyon tezi, İngiliz klasik iktisatçısı Thomas Robert Malthus'un "sınıf mücadelesi" teorilerinin doğaya uyarlanmasıyla doğmuştur. Bu tez, tüm canlıların bir yaşam mücadelesi sürdürdüklerini varsayımına dayanır. Oysa çoğu hayvanda rastlanan fedakarlık örnekleri, sözkonusu Darwinistik "yaşam mücadelesi" kavramını çökertmektedir. Çoğu hayvan, doğurduğu yavruları beslemek ve korumak için çaba göstermekte, hatta bazen bu nedenle kendi yaşamını tehlikeye atmaktadır. Bazı türlerde ise, hayvan toplumunun geneli için kendilerini feda eden bireyler vardır. Örneğin karıncalar ya da balarıları, "yaşam mücadelesi"nden tamamen uzak bir biçimde, üstlendikleri görevleri ölüm pahasına yerine getirirler.

Doğal seleksiyonun doğada işlemediğini gösteren çok sayıda araştırma yapılmıştır ve bunlar, canlı topluluklarının kıyasıya bir rekabet değil, bir denge ve yardımlaşma içinde yaşadıklarını göstermiştir.

Dahası, doğal seleksiyon doğada geçerli olsa bile, bu mekanizmanın evrimleştirici bir gücü yoktur. Evrim teorisine göre, doğal seleksiyon bir canlıda meydana gelen faydalı bir değişimi "seçer" ve yaygınlaştırır. Örneğin, evrimin iddiasına göre, önce bir canlıda uçmayı sağlayan kanatlar oluşur, bu organlar bu canlıyı avantajlı kılar ve bu canlı doğal seleksiyonla "seçilerek" yeni bir türün oluşumu sağlanır. Ancak elbete ki asıl soru, kanadı olmayan bir canlıda nasıl olup da kanat oluşabileceği sorusudur.

Darwin, bu soruya Lamarck'ın ortaya attığı "kazanılmış özelliklerin bir sonraki nesle aktarılması" teziyle cevap verdiğini sanıyordu. Ancak Lamarck'ın bu ilkel teorisi, Mendel'in keşfettiği genetik kanunları ile geçersiz kılındı. Genetiğin gelişimi karşısında evrimciler bu kez "mutasyonları", yani genlerde meydana gelen tesadüfi değişimleri "evrimleştirici" güç olarak göstermeye çalıştılar.

Neo-Darwinizm olarak bilinen bu teori hala en yaygın evrim formülüdür, ancak hiçbir anlamı yoktur. Çünkü birer "kaza" olan mutasyonlar da, büyük bir tasarım ürünü olan ve dev bir genetik bilgiye dayanan kompleks yapıların (örneğin proteinlerin, hücrenin, gözlerin, kanatların vs.) oluşumunu açıklayamazlar.

Mutasyon, canlı genindeki karmaşık yapıya isabet eden rastgele bir değişimdir. Bu, bir bilgisayara vurulan bir çekiç darbesine benzer. Açıktır ki çekiç darbesi bilgisayarı "evrimleştirmez", yani geliştirmez, sadece tahrip eder. Nitekim mutasyonlar üzerinde yapılan tüm deneyler, mutasyonların canlılara sadece zarar verdiklerini göstermiştir. Evrimcilerin gösterebildikleri tek bir yararlı mutasyon yoktur.

Mutasyon bir evrimleştirici güç olmadığına—aksine canlıları tahrip ettiğine—göre, doğal seleksiyonun "seçeceği" bir evrimsel gelişim de olamaz. Dolayısıyla "doğal seleksiyon yoluyla evrimleşme" tezi, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan hayali bir senaryodan ibarettir. Prense dönüşen kurbağa masalları ne kadar bilimselse, doğal seleksiyon yoluyla evrimleşen canlı masalı da o kadar bilimseldir.

 "Doğal Seçme Yasası ile Tanrı kelamı asla bağdaşmaz" iddiasına gelince; evrimcilerin kastettiği manada "doğal seçme" diye bir mekanizma hiç olmadığı için, elbette ki, tüm diğer uydurma kavramlar gibi "doğal seçme" kavramı da Kuran-ı Kerim'le bağdaşmaz.

5. Aydınlık Dergisi muhabiri Nezahat Güventürk, "insanlar tercihlerini ya inançtan ya da bilimden yana yapacaklardır" demektedir.

Eğer burada Nezahat Güventürk'ün "inanç"tan kastettiği "Yaratılış inancı" ise, iddiası gerçek dışıdır. Yaratılış ile bilim arasında hiçbir aykırılık mevcut değildir. Bilimsel gerçekler, Yaratılış'ı desteklemekte ve doğruluğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle "ya inanç ya bilim" gibi bir ifadenin hiçbir mantığı ve dayanağı bulunmamaktadır.

Bilimsel bulgular karşısında, Evrim Teorisi çökmüştür. Bilim başka şey, Evrim Teorisi başka şey söylemektedir. İnsanlar tercihlerini ya bilimden ya da Evrim Teorisi'nden yana yapacaklardır. Hem bilimi hem Evrim Teorisi'ni savunmak hiçbir şekilde mümkün değildir. 

Eğer Nezahat Güventürk'ün "inanç"tan kastettiği, evrimcilerin Evrim Teorisi'ne olan körü körüne bağlılıkları ise bu tesbiti çok doğrudur. Bilimsel bulgular karşısında, Evrim Teorisi çökmüştür. Bilim başka şey, Evrim Teorisi başka şey söylemektedir. İnsanlar tercihlerini ya bilimden ya da Evrim Teorisi'nden yana yapacaklardır. Hem bilimi hem Evrim Teorisi'ni savunmak hiçbir şekilde mümkün değildir.

6. Nezahat Güventürk "Evrim teorisinin bugün neredeyse Rölativite ve Kuantum teorileri kadar sağlam ve güvenilir" olduğunu iddia etmiştir.

Bilimselliğin temelinde, ortaya atılan teorilerin ispata dayalı olması yatar. Eğer bir iddia, herhangi bir ispata dayanmıyorsa, o iddiaya son verilir. Bugün örneğin rölativite teorisi, "gözlemlenebilir" olduğundan dolayı teori olmaktan bir adım öne geçmiştir. Çünkü ispata dayanmaktadır ve bunun sonucunda da sağlam ve güvenilir bir teori olarak kabul edilmektedir.

Evrim Teorisi'nin aynı özellikleri gösterdiğini söyleyemeyiz. Çünkü Evrim Teorisi, herhangi somut bir delille desteklenebilmiş değildir. Üstelik ortaya çıkan her yeni bulgu teoriyi çürütmüştür. Bilimsel gelişmeler ışığında hiçbir delil öne süremeyince, evrimciler 19. yüzyılda ortaya atılan köhne zihniyetin içerdiği iddiaları ve çoktan çürütülmüş delilleri öne sürmek durumunda kalmışlardır.

Teknolojik gelişmeler ve yeni bilimsel veriler Evrim Teorisi açısından açıklanması mümkün olmayan yeni soruları beraberinde getirmiş, insanların büyük bir bölümüne canlılığın kökeninin evrim olamayacağını, canlıların ancak "bilinçli" bir tasarımla yaratılmış olduklarını göstermiştir. Canlılar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya çıkan sistemler, bunların Allah'tan başka hiçbir güç ve irade tarafından var edilemeyeceğini kesin olarak kanıtlamaktadır.

Nitekim günümüzde pek çok bilim adamı bu gerçeği kendi yaptıkları araştırmalar sonucunda görmüşler ve Allah inancına yönelmişlerdir. Bilim Araştırma Vakfı'nın gerçekleştirmiş olduğu konferansa katılan dünyaca ünlü bilim adamları, bu gerçeğin önemli bir ispatıdır.

7. Nezahat Güventürk, söz konusu yazısında, "Yaratılış'a inananlar Evrim Teorisi'ni çürütseler bile yine de bu insanları yaratılış masalına inandırmaya yetmez" demektedir.

Birincisi, Yaratılış, masal değil gerçektir. Tüm bilimsel veriler, canlıların üstün bir Yaratıcı'nın tasarlamasıyla meydana geldiğini doğrulamaktadır. Esas masal olan, çeşitli türlerde atomların uzun bir zaman içinde, tesadüfler sonucu biraraya gelerek elektron mikroskobu yapıp kendi vücudunun hücre yapısını inceleyen bilim adamlarına dönüştüğünü iddia eden Evrim Teorisi'dir.

İkincisi, Evrim Teorisi'nin yanlışlığı, elbette ki, Yaratılış'ı ispatlayan delillerden biridir. Canlıların tesadüflerle oluşmasının imkansızlığı, canlıların oluşumunda bir tasarım, bilinç ve şuurun varlığını, bu da Yaratıcı'nın varlığını ispatlamaktadır. Başka bir deyişle, Yaratılış, hem bilimsel verilerin yaratılışı doğrulamasıyla hem de Yaratılış dışındaki alternatiflerin imkansızlığıyla kesinlik kazanmaktadır.

8. Dergide, Türk toplumunun manevi değerlerine büyük bir hakaret teşkil eden bir ifade ise şöyledir: "Topkapı Sarayı'nın Kutsal Emanetler bölümündeki Peygamberin Neandertal'e yakın ayak izleri bile evrimin güzel bir kanıtıdır."

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, çok akılsızca ve sığ bir düşüncenin ürünü olan bu ifadelere esasen herhangi bir cevap vermeye gerek bulunmamaktadır. Ama manevi değerlerimize yapılan bu çirkin saldırı karşısında, Aydınlık gazetesini yanıtlamaya mecbur kalmış bulunmaktayız.

Hz. Muhammed'in ayak izinde kavis ve çukurların net olarak görünmemesi ve izin geniş ve düz bir bütünlük oluşturmasının sebebi, Peygamberimizin balçık kıvamında bir kil zemine basmış olmasıdır. Kil zemine derin bir gömülme meydana geldiği için ayak tabanındaki üzengi kemiği çukuru ve tüm diğer kavisler balçık içinde kaybolmuş, geniş ve düz bir taban izi ortaya çıkmıştır. Nitekim izin etrafına taşan çamur miktarı ile ayak parmaklarının ve topuğun derin iz bırakmış olması, Peygamberimizin ayağının çamura tabandaki tüm çukurları kapayacak biçimde girdiğini göstermektedir. Kil çamura bu şekilde Doğu Perinçek veya Nezahat Güventürk basmış olsaydı, ayak izi yine böyle çıkardı. Bu durumda Doğu Perinçek veya Nezahat Güventürk Neandertal insanı olarak mı kabul edileceklerdir?

Ayrıca Neandertal insanının bugünün insanından hiçbir farkı yoktur. Normal bir insan ırkı olan Neanderthal, evrimciler tarafından uzun yıllar "ilkel bir insan türü" olarak tanıtılmış ancak 1957 yılında Straus ve Cave isimli anatomistlerin bu fosil üzerinde yaptıkları incelemeler sonucu Neandertal insanının bizden farksız olduğu ortaya çıkmıştır. Straus ve Cave'nin Neandertallerle ilgili olarak hazırladıkları rapor şu cümleyle bitmektedir: "Eğer tekrar canlandırılsalar, yıkanmaları, traş olmaları ve modern giysiler giyinmeleri şartıyla New York metrosunda diğer insanlardan daha fazla dikkat çekecekleri şüphelidir."

9. Sözkonusu dergide "Din ile Bilim hiçbir zaman birbirleriyle uyuşamazlar" iddiasında bulunulmuştur.

 Oysa bu konu önyargısız bir biçimde incelendiğinde, tam aksine, dinin öngördüğü Yaratılış'ın bilimsel kriterlerle kanıtlanan bir gerçek, Evrim Teorisi'nin ise bilimsel kriterler tarafından sürekli yalanlanan bir dogma olduğu karşımıza çıkmaktadır.

20. yüzyılda bilim (genetiğin, DNA'nın, hücre organellerinin keşfi, vb.) ve teknoloji (elektron mikroskobunun bulunuşu, vb.) alanındaki gelişmeler, evrimin geçersizliğini kesin olarak gözler önüne sermekte ve Yaratılış gerçeğini desteklemektedir. Dinin ortaya koyduğu Yaratılış gerçeği tüm bilimlerle ve mantık kurallarıyla tamamen uyum içindedir. Mantık ve bilim dışı olan ise, canlıların varlığını bilinçsiz rastlantılara bağlayan evrimcilerin iddialarıdır.

10. Din ile ilgili ikinci bir iddia ise "Din hastalıkları Tanrının gazabı, bilim diğer mikroorganizmaların savaşı kabul eder ve çare bulur. Din çocuğunu acı çekerek doğuracaksın der, bilim acıyı dindirir" şeklindedir.

Nezahat Güventürk'ün iddiaları gerçek dışıdır. Kuran-ı Kerim'in hiçbir yerinde hastalıklar için "Allah'ın gazabı" ifadesi kullanılmamaktadır ve İslam hiçbir zaman mikroorganizmaların savaşını reddetmemiştir. Ayrıca Kuran-ı Kerim'in hiçbir yerinde "çocuğunu acı çekerek doğuracaksın" tarzında veya bu anlama gelebilecek bir ifade mevcut değildir.

Hastalıkların, ağrıların sebeplerini araştırmak, tedavi yöntemlerini bulmak, İslam'a aykırı bir faaliyet değildir. Aksine, böyle bir çalışma, Kuran'ın ruhuna uygun bir çabadır. Nitekim, çeşitli tıp dallarında araştırmalar yapan, tedavi yöntemleri geliştiren birçok müslüman bilim adamı mevcuttur. Bunlardan bazılarının kitapları on yıllarca dünyanın çeşitli üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

Ama hastalıkların Allah'ın kudretini gösterdiği de bir gerçektir. Gözle görülemeyecek küçüklükte bir virüsün, sağlıklı bir insan bedenini güçten düşürmesi, yatağa bağlaması ve hatta öldürmesi elbette üzerinde düşünülmesi ve ibret alınması gereken bir konudur. Allah insanlara hastalıkları dilerse bela, dilerse şifa olarak verir.

11. Sözkonusu makalede altı çizilmesi gereken ifadelerden biri de şu cümledir: "Din kadere boyun eğmeyi, bilim kadere başkaldırmayı öğretir."

Kuran-ı Kerim'in bize tanıttığı kader anlayışı Nezahat Güventürk'ün kafasındaki kader anlayışından çok farklıdır. Kuran'daki kader anlayışı "eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et" (Al-i İmran Suresi, 159) ayeti gibi pek çok ayette anlatılan, önce "azmetmek", bundan sonra "sonucunu Allah'tan beklemek"tir. Nezahat Güventürk'ün, İslam'da varmış gibi göstermeye çalıştığı tembellik ve miskinlik şeklinde bir kader anlayışı kesinlikle yoktur.

"Kader" konusu, "zaman" kavramıyla yakından ilişkilidir. Zaman içinde hareket etmek durumunda olan ve bu sebeple de zamanın değişmez ve mutlak olduğunu zanneden materyalistler, zamansızlığı kavramayamamakta, bu sebeple de kader hakkında cahilce ifadeler kullanmaktadırlar.

Oysaki zamanın mutlak olmadığını, izafi olduğunu gösteren kesin bilimsel kanıtlar mevcuttur. Bugün gerek Görecelilik Teorisi, gerekse Kuantum mekaniği, zamanın varlığını sorgulamaktadır.

"Zaman"ın izafi olduğu bu yüzyılın başında ispatlanmıştır. Albert Einstein tarafından Görecelilik Kuramı'nda detaylarıyla açıklanan bu gerçeğe göre, "zaman" zannedildiğinin aksine şartlara göre uzayıp kısalmaktadır. Mutlak ve değişmez değildir. Ünlü fizikçi Stephen Hawking, Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında bu konuda şunları söylemektedir:

"Genel Göreliliğin yine olağanüstü bir sonucu, uzay ve zaman kavramlarımızı kökten değiştirmesidir (sf.40)... Görelilik Kuramı'nda biricik bir mutlak zaman yoktur. Bunun yerine herkesin nerede ve nasıl hareket ettiğine bağlı olarak işleyen kendi özel zaman ölçüsü vardır. (sf.54)"

Einstein, şartlara göre uzayıp kısalabilen "zaman"ın tamamen de durabileceğini, bu noktada zamansızlık ve sonsuzluk gibi kavramlarla karşılaşacağımızı ortaya koymuştur. Fizikçi William Kaufmann bunu şöyle açıklamaktadır:

"Einstein, doğanın sürprizlerle dolu olduğunu gördü. Özel Görelilik Kuramı der ki hareket ederken saatler yavaşlar, cetvellerin boyu kısalır ve ışık hızına yaklaşıldıkça cisimlerin kütleleri sınırsız biçimde artar (sf.62)... Kara deliği çevreleyen olay ufkunda zaman tümüyle durur. Eğer bir arkadaşınızı karadeliğe doğru giderken izleyebilseydiniz saatinin gittikçe yavaşladığını görecektiniz. Olay ufkunu geçtiği anda da zaman sonsuza değin duracağından arkadaşınızın saati de duracaktı (sf.77)" (Evrenin ve Yıldızların Oluşumu, 1979)

"Zaman" izafi olmasının da ötesinde, gerçekte tamamen insan şuurunun bir algı biçimidir yani insan zihninden bağımsız bir gerçekliği ve varlığı mevcut değildir. Nitekim serbest uzayda zaman diye bir kavram yoktur. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz: zamansızlığı anlamayı sağlayacak fiziksel olaylar sıradan günlük yaşamın dışında olmakla birlikte, zamansızlık kesin bir gerçektir.

Zamansızlık, "kader" kavramının anahtarıdır.

Zamana bağımlı olan ve zamansızlığı kavraması zor olan bizler Kaderi "Allah'ın herşeyi bir an olarak bilmesi" olarak algılarız. Allah, kendi yarattığı "zaman"ı her türlü bilir. 50.000 yıl olarak, 1000 yıl olarak veya yıl, ay, gün, saat, dakika, saniye, salise olarak bilir. "An" olarak da bilir. "An" olarak bilince (ki "an"ı da Allah yaratmıştır) bu kader olur.

Sonuç olarak, kaderin varlığını, bilimin kendisi ispatlamaktadır. Bütün bilim dalları sözbirliği etmişçesine zamanın ve mekanın izafiliğini ilan ederken, bilimin "kadere başkaldırabildiğini" iddia etmek bilimsel olmayacaktır.

(Burada şunu da belirtmek gerekir ki, bilimde kaydedilen tüm ilerlemeler, bilim adamlarının ağızlarından çıkan her cümle, yapılan her deney bir kader dahilinde meydan gelmektedir. Hatta bir materyalistin bu gerçeği çeşitli kelime oyunlarıyla reddetmesi de kaderi dahilinde meydana gelmektedir)

12. Aynı yazıda "Din yenilik getirmez. Oysa bilim, her türlü yeniliğe açıktır, insanlar özgür düşünür, tartışır ve özgür davranırlar" denmiştir.

Din her türlü yeniliğe açıktır. Allah'ın koyduğu sınırlar belirlidir ve hiçbir zorluk taşımaz. Bunların tümü, toplumsal huzurun ve güvenliğin sağlanmasına yöneliktir. Bunun dışında bir sınırlayıcılığı yoktur.

Allah, Kuran'da insanları sürekli düşünmeye teşvik etmektedir. Düşünebilen insanlardan bahsetmekte ve evrendeki mükemmelliklere dikkat çekerek insanları bunları incelemeye yöneltmektedir. 

Allah, Kuran'da insanları sürekli düşünmeye teşvik etmektedir. Düşünebilen insanlardan bahsetmekte ve evrendeki mükemmelliklere dikkat çekerek insanları bunları incelemeye yöneltmektedir. (Nahl Suresi, 10-17) Evrenin sırlarını, insanların yaratılışını derin derin düşünmelerini ve bu doğrultuda akıllarını kullanmalarını öğütlemektedir.

Ayrıca Kuran'da temiz akıl sahiplerinden söz edilir ki bu da hür akıl anlamındadır. Kuran, Evren'deki delilleri kavrayabilmeyi temiz akıl sahibi olmaya bağlamaktadır. Örneğin deve (Ğaşiye Suresi, 17-21), sivrisinek (Bakara Suresi, 26), arı (Nahl Suresi, 68-69) gibi hayvanlara dikkat çekerek insanların canlıları incelemesini ve sahip oldukları kusursuz sistemleri kavramasını sağlamaktadır. İnsan vücuduna, anne karnındaki oluşuma, canlıların yapılarına, teknolojiye ve bilime dikkat çekmektedir. Böylece gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri gözlemleyen insanların, bunları sınırsızca düşünmelerini sağlamaktadır.

Oysaki evrimcilerin sahip olduğu zihniyet katı, önyargılı, yeniliğe kapalı, dogmatiktir. Bunu gözler önüne seren en açık örneklerden biri evrimci yazar Prof. Dr. Ali Demirsoy'un şu sözleridir:

"Bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denilecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa bu, evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir denebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek gerekiyor." (Kalıtım ve Evrim, sf.61, 1984)

Görüldüğü gibi evrim dogmasını savunmak uğruna "sıfır denecek kadar az" olan bir olasılık tercih edilmektedir. Oysa matematiğin kurallarına göre, ortada iki alternatif açıklama varsa, bunların biri pratikte sıfır anlamına geliyorsa, diğer ihtimal kabul edilmelidir. Ama, görüldüğü gibi, dogmatizm, Ali Demirsoy'u ve Ali Demirsoy'la aynı yaklaşıma sahip Aydınlık dergisi kadrosunu akla ve sağduyuya aykırı bir kabule götürmektedir.

13. Nezahat Güventürk, yazısında, "Din yenilik getirmez, değişmez katı kuralları ve bunları koruyan, uymayanları ilkel biçimde cezalandıran gerici koruyucuları vardır" ifadelerini kullanmıştır.

Bu iddialar gerçekdışıdır. Kuran'da, her türlü yeniliğe açık, özgürlükçü, demokrat, hoşgörülü, aklı üstün tutan, hür düşünceyi savunan bir din anlayışı tarif edilmektedir.

Kuralsız hiçbir toplum yoktur, olamaz da. Tarih boyunca küçük-büyük her topluluğun yazılı veya yazılı olmayan kuralları olmuştur. Kamu düzeni ve toplumsal huzur ancak bu kurallara riayet edilmesiyle muhafaza edilebilir ki nitekim kural ihlalleri de cezalarla yaptırım altına alınmış, caydırılmaya çalışılmıştır.

En katı kuralların uygulandığı ve kural ihlallerinin de en ağır biçimde cezalandırıldığı siyasal sistem, Doğu Perinçek'in hayran olduğu Komünist Çin'deki rejimdir. Perinçek ve gurubunun bir benzerini Türkiye'de uygulamak istedikleri bu komünist sistem, bugüne kadar milyonlarca kişiyi katletmiştir ve günümüzde de her yıl yüzlerce insanı sırf rejimle aynı şekilde düşünmüyorlar diye acımasızca öldürmeye devam etmektedir.

14. Aydınlık Dergisi, Evrim Teorisi'ni yeterince savunmamakla suçladığı kişilere hitaben "bırakınız sizin veremediğiniz mücadeleyi Cumhuriyet Ordusu versin" diyerek, darwinizmi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savunacağını iddia etmiş ve sözlerinin devamında Ordumuzun bu konuyu askeri bir darbe yaparak çözeceği imasında bulunmuştur.

Darwinizmin yıkılışı askeri bir darbe olmasını gerektirmez. Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiye ve hukuka bağlıdır. Darwinizmin yıkılışı beraberinde bir rejim değişikliğini değil bilimsel gerçekleri getirir. Ordumuz ve Devletimiz de elbette ki bunu tasvip eder. Türk Ordusu'ndaki hiçbir subay bu bilimsel gerçekleri reddetmez. Yaratılış'ın bilimsel gerçekleri karşısında, proteinlerin tesadüfen meydana geldiğine hangi Türk subayı inanır?

15. Aydınlık Dergisi, Türk Milleti'nin dini ve manevi değerlerine karşı saldırgan ve saygısız bir tavır içine girmiş bulunmaktadır.

Bu derginin başyazarı ve fahri yöneticisi Doğu Perinçek bir maocudur. En büyük hayali, Mao Tse Tung'un 1949'da Çin'de gerçekleştirdiği komünist ihtilalin bir benzerini Türkiye'de gerçekleştirmektir. Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) sadık bir bağlısı olarak Türkiye'deki komünist akımları ÇKP çizgisinde örgütlemeye çalışmaktadır.

Ulu Önderimiz Atatürk'ün "görüldüğü yerde ezilmelidir" dediği komünizmi Türkiye'de yerleştirmeye çalışan Perinçek, bu amaçla, kimi zaman Atatürk düşmanlığı yapmış, kimi zaman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaretler yağdırmış, kimi zaman Abdullah Öcalan'la el sıkışıp PKK'ya destek olmuş, kimi zaman da mukaddesatımıza ve değerlerimize küfretmeye kalkışmıştır.

Ama Perinçek ve Aydınlıkçılar ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, Evrim Teorisi'ni kurtaramazlar. Bu artık dünya çapında çökmüş bir teoridir. BAV bu yöndeki çalışmalarına sonuna kadar devam edecektir.

Evrim teorisi 19. yy'da ölü olarak doğmuş, suni yöntemlerle yaşatılmaya çalışılmıştır. Yüzyılımızın ortalarından itibaren de keşfedilen bilimsel gerçeklerle tüm dünyada geçersizliği kanıtlanmıştır. Ülkemizde ise ne kadar görmezden gelinmeye çalışıldıysa da BAV'ın katkılarıyla artık bu gerçekler tüm halkımıza ve ilgili çevrelere duyurulmuştur.

Bu sebeple evrim dogmasına sıkı sıkıya bağlı çevrelerin, köhnemiş fikirleri savunmaya yönelik her türlü gayreti beyhudedir. 


Hayatın Gerçek Kökeni: Yaratılış 
Anne Sütü Mucizesi
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm=Ateizm

Evrimin En Büyük Açmazı: Canlı Hücresi

Mucize Kelebek: Monark

Yaşadığımız Gezegen
Fosil Kayıtlarındaki Yaratılış Delili: Kambriyen Patlaması 

Aydınlık Ekibi Gerçekleri Görmemekte Daha Ne Kadar Direnecek?

Avcı Bitki: Venüs
Arı Taklidi Yapan Orkide
YAYINLAR

 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt