MODERN TIP VE YARATILIŞ

ANNE SÜTÜ MUCİZESİ

 Anne sütü, evrimle asla açıklanamayacak sayısız özelliğiyle
başlıbaşına bir yaratılış mucizesidir.

İnsanın, yokluktan canlı ve bilinçli bir varlık olmasına varan yolculuğundaki en önemli dönemlerinden biri, doğumu takiben başlayan bebeklik dönemidir. Henüz kendini koruyacak güce sahip olmayan bebek, bu hassas ve tehlikeli aşamada tek besinini, annesinin sütünden alır. Anne sütü, bu çağında bebeğin besin ihtiyaçlarını eksiksiz olarak gidermek ve bebeği olası enfeksiyonlara karşı korumak üzere hazırlanmış ve Allah tarafından yaratıldığı çok açık olan eşsiz bir birleşimdir.

Anne sütü öylesine mucizevi bir karışımdır ki, günümüz teknolojisinin yüksek imkanlarıyla üretilmekte olan bebek mamaları, yapılan tüm çalışmalara rağmen anne vücudunda doğal olarak salgılanmakta olan bu karışımın yerini tutamamaktadır.

Anne sütünün en ilginç özelliği, bebeğin yaşına (daha doğrusu ayına) göre karışımının değişmesidir. Sütün kalori miktarı ve besin dengesi, bebeğin erken veya zamanında doğmuş olmasına göre de değişiklikler gösterir. Bebek erken doğumla (prematüre olarak) dünyaya gelmişse, anne sütünün içerdiği yağ ve protein miktarı normal olgunluktaki bebeğe göre daha fazladır. Çünkü erken doğan bebeğin yüksek kaloriye ihtiyacı vardır. Bu oran bebeğin gelişimine göre, emzirme süresince farklılıklar göstererek en mükemmel birleşimleri içerir. Bu hassas değişiklikleri hesaplamak ve buna göre sütün içeriğini ayarlamak, en gelişmiş teknolojiyi kullanan bilimadamları tarafından bile yapılamamaktadır.

Peki bebeğin gelişimine paralel olarak anne sütünde meydana gelen besin değişimini kim ayarlamaktadır? Erken doğum sonucunda dünyaya gelen bir bebeği koruyan ve ihtiyaçlarını karşılayan güç nedir? Bu merhameti ve şefkati anne göğsünde bulunan hücreler ve proteinler mi sağlamıştır? Yoksa şuursuz tesadüfler mi bebeğin üzerine tecelli eden merhametin kaynağıdır?

Doğumdan sonra son derece aciz ve güçsüz olan bu canlıyı koruyan, ona rızkını veren Rezzak (bütün canlıları rızık veren) olan Allah’tır.

Dünyaya yeni gelen bebek çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Çevresi farkında olmadığı milyonlarca düşman tarafından kuşatılmıştır. Gözle görülemeyen bu düşmanlar bakteriler ve virüslerdir. Normal bir insan bedeni, sahip olduğu savunma sistemi sayesinde bu düşmanlarla yirmidört saat aralıksız savaşır. İşte yeni doğan bebek için problem burada ortaya çıkar. Çünkü bebeğin vücudunda kendisini bu düşmanlara karşı koruyacak bir savunma sistemi yoktur.

Bu noktada çok büyük bir mucizeyle karşılaşılır. Bebeğin ihtiyacı olduğu savunma sistemi elemanları (antikorlar ve savunma hücreleri) anne sütünün içinde bebeğe verilir. Bu savunma sistemi elemanları, adeta paralı askerler gibi ait olmadıkları bir vücut için savunma yapar ve bebeği düşmanlarından korurlar.

Burada bir mucize daha görülür.

Normal bir insan protein ya da protein yapılı bir besin aldığında, bu proteinler midede parçalanırlar.

Bebeğin anne sütüyle beraber vücuduna aldığı antikorlar ve diğer savunma elemanları da protein yapılıdırlar. Öyleyse bebeğin sindirim sisteminin bu dost askerleri sindirmesi gerekir. Bu da bebeğin yine savunmasız kalması anlamına gelir.

Ancak bebeği de, savunma askerlerini de ve bu askerlerin yerleştirildiği anne sütünü de yaratan Allah, sisteme bir başka mucize eklemiştir. Bebeğin midesi bu dost askerleri sindirmez, bu sayede bebek milyonlarca düşmanına karşı bir savunma ordusu kazanır.

Anne sütünün yapısında bir mucize daha mevcuttur. Bebeğin sindirim sistemi anne sütüyle gönderilen bazı besinleri emebilecek güçte değildir.

Ancak anne sütünün içinde, bebeğin sindirim sisteminin bu besinleri emmesini sağlayacak özel enzimler bulunur. Yani bu besinleri anne sütüne yerleştiren Allah, bu besinlerin emilmesinin sağlanması için gerekli olan yardımcı maddeyi de anne sütüne eklemiştir.

Geçtiğimiz yıllarda anne sütünün, bebeğin hayati ihtiyacı olan D vitamininden yoksun olduğu zannedilmiş ve bu sözde eksik, dış katkı maddeleri ile sağlanmaya çalışılmıştı. Ancak, daha sonraki yıllarda gelişmiş aygıtlarla yapılan incelemeler sonucu, dünyada suda çözülebilen tek D vitamini türünün, anne sütünde bulunduğu ortaya çıkmış ve bu maddenin anne sütündeki diğer maddelerle birleştiği zaman, bebeğin sözkonusu ihtiyacını mükemmel bir şekilde giderdiği tespit edilmiştir. Bu gelişme ile birlikte insanoğlu, anne sütünün kusursuz, benzersiz ve yeri doldurulamaz bir besin maddesi olduğunun farkına varabilmiştir.

Peki sütün karışımını bebeğin ihtiyaçlarına göre ayarlayan irade kimdir?

Kuşkusuz bu anne olamaz, onun bebeğine verdiği sütün içinde hangi maddelerin olduğundan bile haberi yoktur ki, bu maddelerin oranını ayarlasın. Bu hassas oran, çok açıktır ki, annenin vücuduna da, bebeğin vücuduna da hakim olan üstün bir Akıl tarafından yapılmaktadır. Başka bir ifadeyle, anneyi de, bebeği de yaratmış olan Allah, annenin bedenindeki sütün salgılanışını, bebeğin ihtiyacına göre yaratmış ve düzenlemiştir.

Anne Sütü Evrimleşebilir mi?

Evrim teorisi bilindiği gibi canlıların bugünkü formlarına milyonlarca yıl süren bir "kademeli evrim" ile ulaştığını öne sürer. Evrime göre canlılık bugünkü mükemmel şekliyle ortaya çıkmamış, ancak çok sayıda tesadüf ve kazanın birbirine eklenmesi ve bunların "yararlı" olanlarının seçilmesi ile gelişmiştir.

Bu iddianın geçersizliğini ispatlayan sayısız delil vardır. Ancak sadece anne sütüne bakarak bile yine de evrimin bu iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu görebiliriz:
 

    Anne sütünün "olmazsa olmaz" nitelikte bir çok madde ve bu maddelerin arasında bir denge içermesi...

    Anne sütünün bugünün teknolojisiyle bile taklit edilemeyecek kadar üstün bir yapıya sahip olması...

    Sütün özellikleri sabit kalmaması, bebeğin değişen ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde sürekli değişime uğraması...

    Bebeğin anne sütü sayesinde bir savunma sistemine sahip olması, vücudun mikrop ve bakterilere karşı korunması...

    Sütle beraber mideye ulaşan protein yapılı bu savunma askerlerinin, proteinlerin sindirildiği midede sindirilmemeleri, mucizevi bir tölerans tanınması...

    Henüz güçsüz olan sindirim sisteminin anne sütüyle gelen enzimler sayesinde görevini yapacak hale gelmesi...
    Bütün bu özellikler evrim senaryosunu çürütmektedir. Çünkü bu özelliklerin varlığı ne tesadüfler, ne de basamak basamak gelişim ile açıklanabilir. Ortada açık bir akıl ve planlama vardır.

Anne sütü, evrim teorisinin "doğal seleksiyon" kavramını da geçersiz kılar.

Çünkü doğal seleksiyon tezine göre, doğada her zaman için güçlüler ve iyi adapte olmuş olanlar yaşar, zayıfları ise yok olup gider. Buna göre, prematüre doğan zayıf bir bebeğin de, iyi durumda olanların arasından ayıklanması gerekirdi. Halbuki, bu bebeğin hayatta kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu her türlü besin, en mükemmel biçimde yaratılmış olan anne sütünde yer almaktadır. Bu da doğada evrim teorisinin hayal ettiği türden bir doğal seleksiyonun olmadığını, zayıfları koruyan özel mekanizmalar bulunduğunu gösteren önemli delillerden biridir.

Nitekim, evrim teorisinin tüm diğer iddiaları gibi, insanın evrimi iddiası da sadece hayali bir senaryodur ve bilimsel bir temeli yoktur. İnsan vücudunun işleyişine ilişkin bilimsel bulgular değerlendirildiğinde ortaya çıkan gerçek ise şudur: İnsanlar ve diğer tüm canlılar, evrimin veya tesadüfi olayların değil, Allah'ın kusursuz yaratışının eseridir ve bilim kaydettiği her gelişme ile bu gerçeği doğrulamaktadır.

Görüldüğü gibi, anne sütü, evrimle asla açıklanamayacak sayısız özelliğiyle başlıbaşına bir yaratılış mucizesidir. İnsanı annesinin rahminde yaratıp şekillendiren Allah, aynı zamanda onu bu harika karışımla besleyip-büyütmektedir.


Hayatın Gerçek Kökeni: Yaratılış 
Anne Sütü Mucizesi
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm=Ateizm

Evrimin En Büyük Açmazı: Canlı Hücresi

Mucize Kelebek: Monark

Yaşadığımız Gezegen
Fosil Kayıtlarındaki Yaratılış Delili: Kambriyen Patlaması 

Aydınlık Ekibi Gerçekleri Görmemekte Daha Ne Kadar Direnecek?

Avcı Bitki: Venüs
Arı Taklidi Yapan Orkide
YAYINLAR

 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt