"MUSUL-KERKÜK VE TÜRKMENLER İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM" KONFERANSI

TÜRKMEN SOYDAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ

Bilim Araştırma Vakfı tarafından Ankara'da gerçekleştirilen "Musul, Kerkük ve Türkmenler İçin Gerçek Çözüm" adlı konferans daha öncekiler gibi büyük ilgi gördü. Konferansımızda oturum başkanlığını Kültür eski Bakanı Agah Oktay Güner yaptı. Türk dünyasının temsilcileri, milletvekilleri, öğretim görevlileri, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, sivil toplum kuruluşları ve gazetecilerin izlediği yemekli toplantıya Saadet Partisi adına Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan ve Temel Karamollaoğlu katıldı. Konferasa AKP'li milletvekilleri ve BBP yöneticileri de büyük ilgi gösterdi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı'nın konserinin ardından, Musul ve Kerkük sorunu hakkında vakfımız tarafından hazırlanan sinevizyon gösterisi ilgi ile izlendi.

Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş AKP İstanbul Milletvekili
Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş

Konferansın açılış konuşmasını yapan Kültür eski Bakanı Agah Oktay Güner, Bilim Araştırma Vakfı'nın İslam dünyasının mazlum coğrafyasının temel hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla gerçekleştirdiği etkinliklerin öneminin altını çizerek "Tarihlerini bilmeyenlerin coğrafyalarını başkaları sahiplenir. Tarih şuuru ders kitaplarına hapsedilmemeli." dedi. Güner konuşmasında şunları söyledi: "1926'da İngiltere ile savaşmamız imkansız olduğu için Musul ve Kerkük topraklarını kaybettik. Ancak millet olarak asıl hatamız 1926'dan sonra bu toprakları bir daha hatırlamamamız oldu. Dış politikamız, şu an ABD ve İsrail ile iş birliği yapan Talabani ve Barzani'ye verdiği desteği ne yazık ki Irak'taki müslüman Türk varlığından esirgemiştir. Devlet olarak şu aşamada yapabileceğiz en büyük görev Türkmenler'in yanlız olmadıklarını hissettirmemiz olacaktır."

Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş ise konuşmasında millet ve devlet olarak sağlam bir duruş sergilemenin önemini anlattı. Bu duruşun Batı'yı korkutacak bir duruş olmadığını aksine dünyaya barış, huzur ve mutluluk getirmeyi amaçladıklarını söyledi. Sadece Irak Türkmenleri'nin de içinde bulunduğu Türk-İslam coğrafyasının değil tüm dünyanın bu barışa ihtiyacı olduğunu söyleyen Yavaş, konuşmasında şu önemli mesajları verdi: "Yedi asır boyunca tüm dünyaya nizam götürmüş bir imparatorluğun tarihsel mirasçısı olan modern Türkiye Cumhuriyeti, yeniden İslam Birliği'ni oluşturabilir. Bu birliğe şu an terör saldırıları nedeniyle toplumsal paranoya yaşayan İsrail'in de ihtiyacı var. İslam coğrafyasının dağınık yapısı nedeniyle muhatap olacak bir siyasi otorite bulamayan ABD, İslam ülkeleri ile ilgili sorunlarını silah kullanarak dışarıdan çözmeye çalışmaktadır. Bu açıdan bakıldığında İslam Birliği'ne tüm dünya muhtaçtır. Bu birliği ise, tarihsel sorumlulukları ve coğrafi konumu ile birlikte düşünüldüğünde, sadece Türkiye'nin gerçekleştirebileceği ortadadır."

Kerkük Vakfı Genel Sekreteri Prof. Suphi Saatçi ise Kerkük'te gerçekleştirilen katliamların birçoğuna gözleri ile şahit olduğunu ve annesi ve iki kardeşini kaybettiğini söyledi. Türkiye'nin ağabey görevini üstlenerek Irak'taki Türkmen varlığına destek vermesi gerektiğini belirten Saatçi, ABD'deki Türk lobisinin güçlü olmaması nedeniyle Türkmen sorununu ABD'ye ve Batı'ya anlatamamanın sıkıntısını yaşadıklarını söyledi.


Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal

AKP İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş ise AKP Hükümeti'nin Türkmenler'in haklı davası hakkında hangi adımları atmayı düşündüğünü anlattı. Bölgeyi çok iyi bildiğini ve Türkmenler'in sorunlarına vakıf olduğunu belirten Yalçıntaş özetle şunları söyledi: "Türkmen soydaşlarımızın temel hak ve özgürlükleri koruma altına alınmalı. İsrail'in bölgede gizli emelleri var. Kürt Devleti projeleri bunun bir uzantısı olarak sahneye konuluyor. Hedef Kuzey Irak'ın kontrol altına alınması. Bu proje içerisinde terör konusunu yeniden gündeme getirebilirler. Ancak iş işten geçmiş değil. Akıllı dış politika manevraları ile Irak Türkmenleri'nin haklı davalarına destek verilebilir."

Marmara Üniversitesi Devletler ve Denizler Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Ferit Hakan Baykal ise konuşmasında Musul ve Kerkük'ün yeniden Türkiye topraklarına katılmasının şu aşamada imkansız olduğunu, ancak KKTC'ye verilen desteğin bu bölgeye de rahatlıkla verilebileceğini söyledi. Baykal ayrıca Irak Türkmenleri'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmaları durumunda gaspedilen haklarına yeniden kavuşabileceklerinin de altını çizdi.

Irak Türkmenleri'ne destek için Ankara'da bulunan İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ise konuşmasında Müslümanlar için herşeyde hayır olduğunu belirterek özetle şunları söyledi: "Bizim şer olarak gördüğümüz bir şeyde hayır, hayır olarak gördüğümüz bir şey de ise şer olarabilir. Dinimizde olmuş bir olayda hayır vardır. O yüzden geriye değil ileri bakmamız gerekir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki başta Irak Türkmenleri olmak üzere tüm İslam coğrafyasının sorunlarına yakın gelecekte çözüm bulunacaktır. Bu yüzden ümidimizi hiçbir zaman kaybetmemeliyiz."

Konferans öncesinde Ankara Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı bir konser verdi.
Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Altuğ Berker CHP Milletvekili Hüseyin Gülen
AKP Balıkesir Milletvekili
Turhan Çömez
DGM eski Başsavcısı SAyın Nusret Demiral anı defterini imzalarken


Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan, BAV Başkanı'nın elinden plaketini alırken.

"Musul, Kerkük ve Türkmenler İçin Gerçek Çözüm" adlı konferans her görüşten insanı biraraya getirdi. Asker, politikacı, öğretim görevlisi ve gazetecilerin büyük ilgi gösterdiği konferansta şu isimler dikkat çekti: Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan, Kültür eski Bakanı Agah Oktay Güner, Doğu Türkistan Vakfı Başkanı emekli Tuğgeneral Rıza Bekin, Devlet eski Bakanı Baki Tuğ, BBP Genel Başkan Yardımcısı Ebubekir Yiğit, Birleşik Kafkas Konseyi Başkanı Enver Kaplan, Sağlık eski Bakanı Halil Şıvgın, DGM eski Başsavcısı Nusret Demiral, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Nazif Öztürk, Kerkük Vakfı Genel Sekreteri Prof. Suphi Saatçi, Irak Türkmenleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Ekrem Pamukçu, İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga, ANAP eski Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler, DYP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Göktürk, Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Altuğ Berker, Türkiye-Kırgızistan Derneği Başkanı emekli Albay Süleyman Merdanoğlu, Ortadoğu Gazetesi Sahibi Zeki Saraçoğlu, MHP Genel İdare Kurulu Üyesi Yılma Durak, Emekli Tümgeneral Mehdi Sungur, CHP Milletvekili Hüseyin Gülen, Milli Gazete Dış Haberler Sorumlusu Hüseyin Altınalan. Bu değerli isimlerin yanı sıra çok sayıda yabancı ülke temsilcisi, uluslararası haber ajanslarının Ankara temsilcileri, AKP milletvekilleri, eski Bakan ve milletvekilleri, çeşitli üniversitelerden öğretim görevlileri Türkmen halkının davasına destek vermek için BAV tarafından organize edilen toplantıda hazır bulundu.

Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Eski Tuğgeneral Rıza Bekin E. Tümgeneral Mehdi Sungur Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Üyesi Suphi Saatçi
BAV'ın düzenlediği "Musul-Kerkük ve Türkmenler İçin Gerçek Çözüm" Konferansı'nda adet üzere olduğu gibi bir Mehteran Konseri düzenlendi ve 16 Türk Devleti'nin bayrağı salona asıldı.
Türkiye'nin hemen her partisinin ve her partisinin ve her kesiminin temsilcileri Bilim Araştırma Vakfı'nın konferansında buluştu, ve Türkiye için tek ses oldu.

Musul Misak-ı Milli Sınırları ve Musul

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı orduları büyük kahramanlıklar ve başarılar göstermelerine karşın, mensup oldukları İttifak'ın yenilmesi nedeniyle, yenik sayıldılar. Altı yüzyıldır dünyanın en büyük devletlerinden biri olan Devlet-i Ali Osmaniye'nin toprakları, bu büyük savaşın neticesinde, İngiltere, Fransa, İtalya ve hatta Yunanistan gibi ülkeler arasında paylaşılmaya başlandı.

Ancak Türk Milleti bu plana boyun eğmedi. I. Dünya Savaşı sona erip ateşkes imzalandığında elindeki topraklar ne ise, bundan geri adım atmayacağına yemin etti ve bunu dünyaya duyurdu. Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde kabul ve ilan edilen Misak-ı Milli (Milli Ant), son derece haklı olarak, ateşkes sırasındaki sınırların korunacağını ve düşmanın oldu-bittilerinin kabul edilmeyeceğini hükme bağlıyordu.

Sonra da Türk Milleti, Misak-ı Milli'de çizilen hudutları korumak ve işgalden kurtarmak için, yine Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde, Milli Mücadele'yi başlattı. Doğu Anadolu'yu işgal eden Ermeniler, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Ordumuz tarafından püskürtüldü. Güneydoğu Anadolu'ya el uzatan Fransızlar, yerel halkın gösterdiği kahramanca direnişle durduruldu. Batı Anadolu'yu işgal eden Yunan kuvvetleri ise, önce yerel Kuvay-ı Milliye grupları, ardından Ankara Hükümeti'nin kurduğu düzenli ordu tarafından yenilgiye uğratıldılar.

Ancak Misak-ı Milli sınırları içinde olmasına rağmen kurtarılamayan, oyun ve hilelerle Türkiye'den gasp edilen bir vatan toprağı vardı: Musul Vilayeti. Musul, Kerkük ve Süleymaniye sancaklarını içeren bu Osmanlı vilayeti, Mondros Ateşkesi yürürlüğe girdiğinde (31 Ekim 1918, saat 12:00'de), Osmanlı ordusunun kontrolündeydi. Ali İhsan Paşa'nın komutasındaki Türk Ordusu, İngiliz ilerleyişini durdurmuş ve Musul'u güvenceye almıştı. İngilizler ise anlaşma şartlarını hiçe sayarak Musul'a yürüdüler ve savaşın yeniden başlamaması için geri çekilen Osmanlı ordusundan kenti gasp ettiler. Haksız bir şekilde elde ettikleri vilayetten bir daha da çıkmadılar. Kurtuluş Savaşı sonrasında ise, bölgenin Türkiye'ye değil, kendi mandaları altındaki Irak'a verilmesi için diplomatik baskılar, manevralar ve oyunlar yaptılar.

Kısacası eğer uluslararası hukukun gerekleri ve bölge halkının istekleri gözetilseydi, bugün "Kuzey Irak" olarak bildiğimiz Musul, Kerkük ve civarı, bugün Türkiye'nin bir parçası olacaktı. Bu, bilinmesi ve asla unutulmaması gereken bir gerçektir.

Musul-Kerkük Politikamız

Bu sorunun cevabının "Kuzey Irak'ı yeniden ele geçirmek" olmadığını hemen belirtelim. Böyle bir hedef, yani Türkiye'nin askeri güç kullanarak bölgeyi fethetmesi gibi bir düşünce, hem gerçekçi değildir, hem de sadece telaffuzuyla bile bölgede yeni gerilimler doğuracak "sakıncalı" bir projedir. Başta ABD olmak üzere uluslararası topluluğun böylesine bir girişime engel olacağı, dahası Kuzey Irak'taki halkın önemli bir bölümünün buna karşı koyacağı açıktır. Zaten Türkiye'nin böylesine savaşçı bir politikası yoktur ve hiç olmamıştır. Büyük Önder Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesine sonuna kadar bağlı olan devlet erkanımız, başta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Komuta Kademesi olmak üzere, Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik bir işgal hedefinin ve niyetinin hiç bir zaman var olmadığını defalarca ifade etmişlerdir.

Dolayısıyla Türkiye'nin Irak'a -ve diğer Osmanlı bakiyesi ülke ve bölgelere- yönelik politikası, barışçı ve dostane bir yaklaşımla yakın kültürel ve ticari ilişkiler kurmak, siyasi olarak da ortak politikalar geliştirip uygulamak temelinde olmalıdır. Kuzey Irak ise bu açıdan birinci derecede öncelik sahibidir.

Türkiye'ye hasmane duygular besleyen bir Kuzey Irak tablosunun ortaya çıkması, bu nedenlerle, son derece sakıncalı olur. Aksine, Türkiye'ye dost bir Kuzey Irak'ın oluşması ise, ülkemizin en önemli meselelerinden biri olan "Güneydoğu Sorunu"nun çözümünde çok önemli bir katkı sağlar.

Dolayısıyla, bizce, Türkiye'nin "Musul-Kerkük Politikası"nın temelinde, bu bölgeyle zaten var olan kültürel ve ticari bağların güçlendirilmesi, bölgede istikrarsızlık ve kargaşanın önlenmesi, bölge insanlarının kalplerinin ve zihinlerinin kazanılması, kısacası Türkiye'ye dost bir "Kuzey Irak tablosu" inşa edilmesi hedefi yer almalıdır.

Bu tezi mümkün kılan en önemli etken, bugün "Kuzey Irak" olarak bildiğimiz coğrafyada yaşayan üç önemli etnik grubun da Türkiye ile yakın tarihsel, dini ve kültürel bağlarının oluşudur. Bu üç grup, sırasıyla, Kuzey Irak'lı Kürtler, Türkmenler ve Sünni Araplar'dır.

Kürtler, asırlardır Türklerle birlikte ortak bir yaşam kurmuş, ortak bir geçmişi paylaşmış bir halktır. Özellikle Osmanlı döneminde Türkler ve Kürtler arasındaki birliktelik perçinlenmiştir. Osmanlı'nın çöküşü sırasında Arnavut ve Araplar arasındaki diğer bazı Müslüman grup ve aşiretlerin aksine, Kürtler Osmanlı'ya sadakat göstermeye devam etmişler, İngilizler'in kışkırtmalarına karşı Türk Ordusu'nun yanında yer almışlardır. Kuzey Iraklı Kürtlerin akrabaları, bugün hala sınırın kuzeyinde, Türkiye'de yaşamaktadır. Kürtleri Türkiye ve Türk Milleti aleyhinde kışkırtmak için on yıllardır sürdürülen çeşitli propagandalara rağmen, tarihsel olarak Türklerle kardeş bir millet olan Kürtlerin Türkiye tarafından kazanılmaları mümkündür. Bunun detaylarını kitapta inceleyeceğiz.

Kuzey Irak'taki ikinci önemli etnik unsur ise, nüfusları 2 milyona yakın olmasına rağmen uluslararası topluluğun ve kamuoyunun hemen hiç ilgi göstermediği Türkmenler'dir. Türk dilini konuşan, etnik olarak Türk olan ve Türkiye'den 80 yıl önce kopmuş olmalarına rağmen hala ona anavatan gözüyle bakan Türkmenler, hiç kuşkusuz Türkiye'nin bölgedeki en önemli stratejik ortağıdır. Nitekim özelikle son dönemde Türkmenler ile Türkiye arasındaki dayanışma ve iş birliği önemli bir artış göstermiştir. Türkmenler'in yeni kurulacak Irak yönetiminde daha etkin hale gelmeleri, Bağdat'taki önemli pozisyonlarda söz sahibi olmaları, özellikle de kendi bölgelerinde yerel yönetime hakim olmaları, Türkiye tarafından mutlaka desteklenmesi gereken son derece önemli ve haklı taleplerdir.

Bölgede bulunan üçüncü etnik unsur ise Sünni Araplar'dır. Türk Milleti ile aynı dini anlayışa sahip olan bu insanlarının çoğunun akrabalarının ülkemizde yaşadığının hep akılda tutulması gerekir. Irak'ta on yıllardır süren Sünni Arap iktidarının ABD'nin ikinci Irak savaşı ile birlikte tarihe karıştığı ve Irak'ın geleceğinin büyük olasılıkla ülkenin çoğunluğunu oluşturan Şii Araplar tarafından belirleneceği gözönünde bulundurulursa, Kuzey Irak'taki Sünni Arapların da kendilerini kucaklayacak bir Türkiye'ye sıcak bakacakları sonucuna varmak güç olmaz.

Bu üç farklı etnik yapının varlığı, Türkiye'nin bölgeye geniş bir perspektiften bakmasını gerektirmektedir.

Türkiye'nin, bölgede kültürel, ekonomik ve siyasi bir etki elde edebilmesi, bölgenin kalkınmasında rol oynaması ve geleceğinde söz sahibi olması için, sadece Türkmenler'i değil, tüm bölge halklarının desteğini kazanması gerekmektedir. "Kürtlere karşı Türkmenler" şeklinde bir denklem ortaya koymak, bölgedeki gerilimi artırmak ve Türkmenler'i tehlikeye atmaktan başka bir sonuç vermez. (Türkmenler'i korumanın yolu, onlar ile Kürtlerin arasını bulmak, bir kısım Kürtlerin etnik radikalizmini sakinleştirmekten geçmektedir.) Türkiye, Osmanlı'dan miras kalan Kuzey Irak'a, "Osmanlı vizyonu"yla, yani farklı etnik kimlikleri kucaklayan, onları ortak bir din kardeşliği duygusu içinde kaynaştıran ve modern, demokratik, özgür, çağdaş bir ülke hedefinde birleştiren bir söylem ve politikayla yaklaşmalıdır.

Peki Bu Tarihsel Gerçek Bugün İçin Ne İfade Etmektedir?

Türkmenler, Irak'a gerilim ve istikrarsızlık değil, aksine barış, huzur, kardeşlik getirmek için çalışmaktadırlar. Türkmenler'in amacı; Irak'ın parçalanması, etnik temelde bölünmesi değil, aksine Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, farklı etnik ve dini gruplar arasında adalet ve hoşgörü temelinde bir işbirilği kurulmasıdır. Onlar Türkiye'den bu haklı mücadelelerinde destek beklemektedirler. Türkmenler'in vizyonu, kendileri tarafından şöyle ifade edilmektedir:

Türkmenler'in gözü tek hedefe kilitlidir: Türkmenler'in varlığı ve hakları anayasa teminatına kavuşturulsun, toprak bütünlüğü korunan Irak'ta hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygılı, demokratik bir cumhuriyet kurulsun, etnik ayrım yapılmaksızın bütün Irak halkına eşit haklar tanınsın, Arap ve Kürtlerin Türkmenler'i asimile eylemlerine bir daha imkan vermeyecek yeni düzenlemeler yapılsın, kaybedilmiş bilumum hak ve hürriyetleri iade edilsin ve nihayet bütün bu düzenlemeler Türkiye'nin de teminatçı (garantör) devlet olarak imzalayacağı bir anlaşma ile Birleşmiş Milletler'in kontrol ve takibine emanet edilsin, ayrıca Irak ile Türkiye ve diğer komşu devletler arasında ikili üçlü teminat anlaşmaları da aktedilsin ki tekrar kötüye dönüş mümkün olmasın.

Türkiye'nin bu mücadeleye destek vermesi ise, kendisiyle aynı soydan gelen, aynı inancı paylaşan ve aynı dili konuşan mazlum bir halkın hakkını korumak anlamına gelmektedir.

Türkmenler'in haklı mücadelesini desteklemek, onları korumak, bunun için Türkmenler ile Kürtler ve Araplar arasında diyalog ve iş birliğini teşvik etmek, buna öncü olmak, Türkiye için çok önemli bir sorumluluktur. Türkiye sahip olduğu geleneksel barışçı dış politikayı ve tarihin kendisine yüklediği "Osmanlı vizyonu"nu birleştirerek bölgeyi kucaklamak, bölge halkının tümünü kazanmak, onları ortak değerler üzerinde birleştirecek ve Türkiye'ye sempatiyle bakmalarını sağlayacak bir "kültür politikası" ve ekonomik entegrasyon başlatmak durumundadır.

Bilim Araştırma Vakfı'nın yayınladığı, Musul-Kerkük ve Türkmenler sorununun tarihini ele alan bu kitapta, geleceğe yönelik çözüm önerileri de sunulmaktadır.

TARİHİN TÜRKİYE'YE YÜKLEDİĞİ MİSYON

Sultan Alpaslan'ın Malazgirt'teki zaferinin ardından, Anadolu'da Müslüman Türk halkının egemenliği başlamış ve manevi yönden yapılan fetihle de bu egemenlik sağlamlaştırılmıştır. Anadolu'nun kapılarını Müslümanlara açan Sultan Alpaslan'dan itibaren Türk yöneticilerin ve yanlarındaki kadroların en temel özellikleri geleneklerine, kültür ve ahlak yapılarına olan sadakatleriydi. Aylarca at sırtında ordularının başında savaşan komutanlar, Müslüman Türk'ün bayrağını yüceltmek uğruna aylar boyu sefer üstüne sefer düzenleyen şanlı Türk Ordusu, Orta Asya'daki yurtlarını bırakarak Anadolu'ya koşan manevi önderler hep bu bağlılığın en büyük temsilcileri olmuşlardır.

Müslüman Türk Milleti, Selçuklu ve Osmanlı devletleriyle dünya medeniyetinin seçkin örneklerini meydana getirmiştir. Bu çağlar, Müslüman Türk'ün bilimde, sanatta, mimaride, kültürde büyük gelişmeler gösterdiği, ayrıca iman, cesaret, sabır, mertlik gibi özelliklerini de yönettikleri topraklar üzerinde en hoşgörülü biçimde yaşattığı dönemlerdir.

Bunun altında yatan çok önemli bir neden de, Müslüman Türkler'in hiçbir zaman baskıcı, zorba, zalim ve ırkçı bir özellik taşımamalarıdır. Osmanlı çatısı altında yaşayan yüzlerce topluluktan hiçbiri hiçbir zaman, dini, dili, ırkı yüzünden baskı görmemiş ve İmparatorluk dönemi boyunca, yüzlerce ayrı etnik gruptan insan, yüzyıllarca birlikte barış içinde yaşamanın örneklerini vermiştir.

Türkler'in İslam dünyasına getirdikleri dinamizm, bugün herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Hiçbir tarihçinin, tarihe altın harflerle geçmiş bu başarıları inkar etmesi mümkün değildir. Doğal olarak, bugün birçok Türk genci Alpaslanları, Osman Gazileri, Sultan Fatihleri kendilerine örnek almaktadır. Müslüman Türk için her biri gurur vesilesi olan bu şahsiyetlerin milletimiz tarafından örnek alınması son derece sevindiricidir.

Asırlardır Müslüman aleminin önderliğini yapmış olan Türk Milleti, bugün de güçlü yapısıyla, gericilikten ve aşırılıktan uzak katıksız din anlayışıyla bu görevi üstlenebilecek en uygun yapıya sahiptir. Müslüman Türk Milleti dünyaya örnek olmak için gereken bütün meziyetleri ve vasıfları bünyesinde layıkıyla barındırmaktadır.

Süper devletler kurmak Müslüman Türk'ün mesleğidir. Tarih bunun en büyük şahididir. Bugün Özbeğinden Azerisine, Türkmeninden Kırgızına bütün Müslüman Türk halkları adeta nefeslerini tutmuş bir biçimde Türkiye'nin birlik konusunda atacağı adımları beklemektedirler. Çünkü bu, bütün dünya milletleri için bir ümit ışığıdır. Zira, bugün yeryüzünde eksikliği hissedilen adaletin, barışın ve kardeşliğin sağlanması Müslüman Türk'ün rahatlıkla başarabileceği bir iştir.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de, gerçek manasıyla barış ve adaletin garantörlüğünü Müslüman Türkler'in üstleneceğinin yüzlerce işareti belirmiştir. Türk Milleti'nin İslam ahlakıyla birleştirdiği iman, cesaret, azim, sabır, irade gibi üstün nitelikleri dünya milletlerine örnek olacaktır. Müslüman halkların bütünleşmesiyle, ekonomik, siyasi ve stratejik açılardan meydana gelecek büyük güç, düşmanca tutum takınanlara, zalimlere, hak hukuk tanımayanlara ise her zaman olduğu gibi göz açtırmayacaktır.

Allah'ın, Müslüman Türk Milleti'ne bahşettiği bu şerefin idraki içinde olmak ve bunun gerektirdiği sorumlulukları eksiksiz yerine getirmek hepimizin görevidir. Milli kimliğimiz dünyanın yöneticileri olacak ulviyettedir.

ÖNSÖZ
KIBRIS KONFERANSLARI
BİRİNCİ KIBRIS KONFERANSI
İKİNCİ KIBRIS KONFERANSI
ÜÇÜNCÜ KIBRIS KONFERANSI
KIBRIS KONFERANSINA BASINDAN YANKILAR
KIBRIS KONFERANSI İÇİN BAV'A HİTABEN YAZILAN TEBRİK YAZILARI
KIBRIS İÇİN KÜLTÜREL KAMPANYA
"MUSUL-KERKÜK VE TÜRKMENLER İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM" KONFERANSI
"DİNLER TERÖRÜLANETLER" KONFERANSI
"OSMANLI VİZYONU İLE BALKANLAR’A BAKIŞ" KONFERANSI
KOSOVA SORUNU VE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI HAKKINDAKİ KONFERANSLAR
SONUÇ

 

 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt